+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3


  1. #1
    e&e
    e&e isimli Üye şimdilik offline konumundadır Administrator
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar
    8.163
    Standart
    SPONSORLU BAĞLANTILAR
    1.Dünya Savasının Nedenleri Nelerdir ? 1.Dünya Savasının Baslamasına Hangı Olaylar Neden Olmustur ?

    Birinci Dünya Savaşı (Harbi) öncesine genel bakış

    Avrupa'daki Gelişmeler

    Türk Tarihinin dönüm noktalarından biri olan Birinci Dünya Harbi , XIX. yüzyıl başından itibaren Avrupa'da meydana gelen çeşitli değişimlerin bir neticesidir.

    Fransız İhtilâli ile ortaya çıkan çeşitli siyasî fikir akımları Avrupa'da yayılarak gelişmeler göstermiş ve zamanla Avrupa'nın çehresini değiştirmiştir. En etkili fikir akımlarından biri Fransız İhtilâli ile canlanan milliyetçilik akımı olmuş bu da ulusal devlet sisteminin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu sayede milli birliklerini çeşitli aşamalar sonucu kurmaya başlayan Avrupa Devletleri, kendi milli çıkarlarına göre hareket etmeye başlamışlardır. Bu da emperyalizm akımı ile güç kazanıp zamanla sömürgeciliğe dönüşmüştür. Sömürgecilik ile yayılmaya başlayan Avrupa Devletleri arasında ekonomik ve stratejik çıkarlar sağlama mücadelesi de böylece başlamıştır.
    Sonuç olarak 1871 - 1914 yılları arasındaki siyasî ve diplomatik gelişmeler Birinci Dünya Harbi'ne neden olmuştur. Bu dönemi incelediğimizde üç ana kısma bölündüğünü görmekteyiz. Bu kısımlar ana hatlarıyla:

    Avrupa'da Alman Üstünlüğü (1871–1890)

    Almanya'nın siyasî birliğini kurduktan sonra başbakanı olan Bismarck'ın izlediği siyaset, Almanya'nın kesin bir üstünlük kazanmasını ve bunun sonucu olarak Üçlü İttifak’ın oluşmasını sağlamıştır.

    Bismarck'ın siyaseti iki ana kısımdan oluşuyordu. Bunlardan ilki, daha yeni siyasi birliğini sağlamış olan Almanya'nın güçlenmesi ve sağlam temellere dayanması için gerekli olan zamanın kazanılması idi. Bu da ancak dış siyasette huzurun yani barış ortamının sağlanması ile mümkündü.
    İkinci kısımda ise 1870 -1871Almanya - Fransa Harbi'nde, Fransa'nın mağlubiyeti ile elinden çıkan Alsace ve Lorraine gibi iki önemli toprağını geri almak isteyeceği düşüncesi ile başlayabilecek olan savaşın engellenmesi idi. Bu da ancak Fransa'nın intikam için ittifâk yapabileceği devletleri Almanya'nın yanına çekerek yalnız bırakılması ile olabilirdi.
    1890'da yeni imparator II. Wilhelm ile fikir çatışmaları sonucu ayrıldığı başbakanlığı süresince izlediği siyaseti bir dizi anlaşmalarla - bunlar Rusya ve Avusturya ile yapılmıştı - perçinledi ve Almanya'nın üstünlüğünü sağladı.

    Avrupa'da Denge (1890–1904)

    Bismarck'ın başbakanlıktan ayrılmasıyla dış politikanın II. Wilhelm'in eline geçmesi, Almanya'nın Avrupa'da üstünlüğünün sona ermesine ve bir dengenin oluşmasına neden oldu. Dış politikayı istediği gibi uygulayamayan II. Wilhelm, Almanya'nın içinde bulunduğu İttifak Devletleri'nin karşısına İtilâf Devletleri olan Rusya, Fransa ve İngiltere bloğunun oluşmasında etkili oldu. Üçlü İtilâf 1874 Fransız - Rus ittifâkı, 1904 İngiliz - Fransız sömürge antlaşması ve 1907 İngiliz - Rus sömürge antlaşmalarıyla oluştu
    Harp öncesi Osmanlı Devleti ile Almanya arasındaki münasebetler
    Karlofça Antlaşması'ndan (1699) sonra dış siyasetinde Avrupalı Devletler ile dostane münasebetler kurulması yönünde değişiklikler yapan Osmanlı Devleti ,1701 yılında Prusya'da krallığını ilan eden I. Friedrich'i kutlamak amacıyla Asım Said Efendi ile Osmanlı Sefareti Heyeti'ni Berlin'e göndermesi ile iki devlet arasındaki münasebetler başlamış oldu.
    Bu tarihten itibaren gelişen ve iktisadi, siyasi, askeri birçok sahadaki bu münasebetler I. Dünya Harbine değin devam etti.
    Özellikle ordu teşkilatının ıslahı çalışmalarında Almanların örnek alınması birçok Alman subayının Osmanlı ordusunda hizmet görmeye başlamasına neden olmuştur. 1835'te Helmuth Von Moltke ve heyetinin gelişiyle resmi askeri yardımlaşma I. Dünya Harbi öncesinde Liman Von Sanders ve heyetinin gelişine kadar sürmüştür.

    Liman Von Sanders başkanlığındaki askeri heyet 14 Aralık 1913'te İstanbul'a geldi. Liman Von Sanders ve askeri heyet hakkında yapılan 27 Ekim 1913 tarihli mukavelenamede Osmanlı Devleti içindeki görevinin sınırları belirlenmiştir. Buna göre:
    Beş yıl süreyle ıslah heyetinin ve I. Kolordunun Kumandanı olarak görev yapacaktı. Ayrıca askeri şura azası da olan Liman Von Sanders inzibat, terfi, mükâfat, tecziye, ıslahat, tensikat, talim, terbiye, teçhizat, teslihat, elbise, levazım, iaşe, sıhhiye, baytar, kurs, seferberlik, istihkâm, istatistik, demiryolları hududu meselesi, telefon, telgraf, nakliye, tayyarecilik ve balonculuk konularında söz sahibi olacaktı. Askeri okullar ile Osmanlı Ordusunda vazifeli bütün subayların amiri durumunda bulunacaktı. Yabancı subayların da celp, tayin ve azil işlemlerinden sorumluydu. Harbiye Nazırı'ndan sonra olacak olan makamında ancak ondan emir alacak ve emri altındaki askerler ile ilgili işlemlerden onu haberdar edecekti. Son olarak da Alman Ordusunun Avrupa'da bir savaşa girmesi halinde Almanya Liman Von Sanders ile diğer subayların mukavelelerini feshettirebilecekti.
    Yukarıda belirttiğimiz gibi Liman Von Sanders'in oldukça geniş yetkilerle İstanbul'a gelmesi diğer devletlerin elçilerini kuşkulandırdı. Özellikle Boğazların ve İstanbul'un savunmasıyla yükümlü I. Kolordunun başında bir Alman generalin olması başta Rusya sonra İngiltere ve Fransa tarafından tepkilerle karşılandı. Sonuç olarak bu devletlerin baskılarıyla Liman Von Sanders'in mareşalliğe yükseltilerek Genel Ordu Müfettişi yapıldı.
    Sorunun bu şekilde çözümlenmesi İtilâf Devletleri'nin korusa bile Alman etkisinin İstanbul'da artmasına engel olamadı. Bunda en önemli etken Osmanlı Devleti sırada Harbiye Nazırlığı ve Genel Kurmay Başkanlığı'nda bulunan Enver Paşa'nın koyu bir Alman hayranı olmasıdır. Ordunun sevk ve idaresi ile ilgili iki önemli görevin kendisinde olması Liman Von Sanders ile birebir ilişkide bulunabilmesini ve askeri konularda olduğu gibi siyasi konularda da bir dereceye kadar üst perdeden konuşabilmesini sağlamaktaydı. Bu durum 2 Ağustos 1914 tarihli Türk - Alman İttifakının Birinci Dünya Harbi ne derece başarılı olacağına birkaç kişi dışında kabine üyelerinden kimsenin haberi olmadan imzalanmasına ve sonuç olarak da bir dizi olay ardından oldubittiye getirilerek Osmanlı Devleti'nin savaşa sokulması sağlanmıştır.


    Avrupa'da gelişen olayların savaşı kaçınılmaz bir hale sokmasıyla birlikte Osmanlı Devleti tarafsızlığını ve istikbalini koruyabilmek amacıyla ayrı ayrı zamanlarda ittifak teşebbüslerinde bulunmuş ise de hiç birinde başarılı olamamıştır. Lakin olayların ciddi boyutlara ulaşması Almanların Osmanlı'nın ittifâk tekliflerini yeni bir açıdan incelemeye zorladı. Çünkü harbin başlaması halinde Osmanlı Almanya'nın Üçlü İtilâf Devletleri tarafından bir çembere alınma ihtimalini engelleyebilirdi. Bu da Rusya'ya karşı Osmanlı'nın ne derece başarılı olacağına bağlıydı. Ama yine de Boğazları tutarak Rusya'ya engel olabilecek, halifelik sıfatıyla tüm Müslüman âlemine etki edebilecek güçteydi. Bu düşünceler doğrultusunda yapılan antlaşmadan Osmanlı Devleti'nin beklentisi ise kaybettiği itibarı tekrar kazanarak toprak bütünlüğünü korumak, harp başladığında iki blok arasındaki yalnızlıktan kurtulmaktı. Fakat tarafsızlığı benimseyen Osmanlı Hükümeti ve kamuoyunu bu antlaşma savaşın eşiğine getirmiş, ağır yükümlülükler altına sokmuştur.

    Genel hatlarıyla antlaşmanın maddeleri şöyledir:
    Avusturya- Macaristan ile Sırbistan arasındaki anlaşmazlık karşısında iki devlette tarafsız kalacaktı,
    Rusya etkin bir askeri tedbirde bulunur ve bu durum Almanya ile Avusturya- Macaristan arasında ittifak nedeni olursa bu durum Osmanlı Devleti içinde geçerli olacaktı,
    Osmanlı Devleti savaşa girerse Alman askeri heyeti etkin bir rol oynayacak fakat Osmanlı Devleti'nin emrine bırakılacaktı,
    Osmanlı Devleti'nin toprakları tehdit edilirse Almanya silahlı yardımda bulunacaktı,
    Antlaşma imzalanır imzalanmaz yürürlüğe girecek ve 31 Aralık 1918'e kadar da yürürlükte kalacaktı,
    Antlaşma gizli kalacak ve ancak iki tarafın birlikte isteği ile açıklanabilecekti."

    Antlaşmanın imzalanmasından sonra şimdiki sorun kamuoyuna ve toplantıda bulunduğu sürece antlaşmaların Mebuslar Meclisi'nce onaylanması gerektiği hükmüne karşılık imparatorluğa yüklenen yükümlülüklerin nasıl yerine getirileceği idi. Bu da seferberlik için gerekli yasalar onaylattırıldıktan sonra meclisin Kasım ayı sonuna kadar tatil edilmesiyle başladı. İngiltere ye daha önceden sipariş edilen gemilerin alınabilmesi için antlaşma gizli tutuluyordu. Fakat tüm işlemlerin tamamlanmasına hatta gemileri teslim alacak görevlilerin gönderilmesine rağmen İngiltere Avrupadaki savaş halini bahane ederek gemilere el koydu. Bu da hükümet liderlerinin kamuoyunda Almanya lehine çalışmalar yapmasına gerek kalmadan halkın Üçlü İtilâf Devletleri aleyhine dönmelerine neden oldu. Sonuç olarak Enver Paşa'nın Almanya yanında savaşa girme arzusu gerçekleşmek üzereydi.

    Enver Paşa'nın bu arzusunu Goeben ve Breslav adlı iki Almanya kruvazörü yerine getirmiştir. 3 Ağustos 1914'de Kuzey Afrika'daki Fransız üslerini bombalayan bu iki gemi İngiliz filosunu arkalarına takarak Akdeniz'e açılmışlardı. Bu arada ittifak Antlaşmasının imzalandığı bu gemilere bildirilmiş ve gemiler Osmanlı Devleti sularına yönelmişlerdir. İngiltere Çanakkale Boğazı'ndan geçerek İstanbul'a doğru yol alan gemilerin, Osmanlı Devleti tarafından silahsızlandırılarak kara sularından çıkarılmasını istedi. İşte bu nokta da Almanların baskıları arttı ve sahte bir satın alma ile gemiler Osmanlı Devleti'nde kaldı. İsimleri Yavuz Sultan Selim ve Midilli olarak değiştirilen gemilerin komutanı Amiral Souchon'da Osmanlı Karadeniz Filosu Komutanı oldu. Gemi mürettebatına ise fes ve Osmanlı üniforması giydirildi.

    Almanya artık Osmanlı Devleti'nin savaşa girmesini isterken hükümet üyelerinin büyük bir kısmı istenilen güvenceler elde edilmeden savaşa girmeyi reddediyorlardı. Üstelik İtilâf Devletleri uzun zamandır istenilen kapitülâsyonların kaldırılması ile Osmanlı Devleti'nin bağımsızlık korunması hakkındaki güvencelerin sağlanacağını dile getiriyorlardı. Bu durum Enver Paşa ile Almanları zor duruma sokuyordu. Sonuçta Osmanlı Hükümeti Avrupada başlayan savaştan yaralanarak 9 Eylül'de kapitülâsyonları kaldırdı. Bu durum bütün devletlerde şaşkınlıkla karşılandı. Ayrıca yabancı posta haneler ve azınlıklara verilen hatlar kaçırıldı.
    Bu durum karşısında Almanlarla ilişkilerde bozulmalar oldu. Şöyle ki ittifak halinde olmalarına rağmen Osmanlı üzerindeki çıkarları kapitülâsyonların kaldırılmasıyla büyük zarara uğruyorlardı. Kapitülâsyonların kaldırıldığı gün Amiral Souchon'da Osmanlı Donanması I. Komutanlığına getirilmişti. Bu durum gerginliği düşürmese de bir sus payı olarak biraz işe yaramıştı. Sonuçta Enver Paşa'nın kayıtsız şartsız Alman taraftarı olması Almanlarda belirli bir hareket özgürlüğü sağlamıştı.

    Enver Paşa ile politikacılar arasında savaşa girme zamanı hakkında bir anlaşmazlık sürerken Çanakkale Boğazı önünde nöbet tutan İngiliz savaş gemileri boğazdan çıkmak isteyen bir Osmanlı torpidosunu geri çevirdiler. Bunun üzerine Osmanlı Devleti Boğazı torpil döşemek suretiyle kapattı. Bu Enver Paşa'nın Amiral Souchon'a talim yaptırmak amacıyla Karadeniz'e çıkartma iznini vermesi için fırsat oldu.

    Alman elçisi savaş ilan edilmesi halinde Osmanlı Devleti'ne 2 milyar kuruş gizli yardım yapılacağını bildirdi(11 Ekim). Paranın gelmesi ile birlikte Enver Paşa, Alman Genel Kurmay Başkanlığı'nın Türk komutanlara haber vermeden, Genel Kurmay Başkan Vekili Bronzart'a hazırlattığı bir savaş planının yürütülmesi için Alman Genel Kurmay Başkanlığı ile görüş birliğine vardı. Bu planın birinci maddesi, savaşa nasıl girileceğini saptamaktaydı. Buna göre savaş ilan edilmeksizin Karadeniz'deki Rus Filosunu batırarak deniz üstünlüğünü kazanacaktı. Harekete geçme zamanı Amiral Souchon'a bırakılmıştı.

    Amiral Souchon 29 Ekim'de Karadeniz'de Rus kıyılarını bombardımana tutarak çok sayıda Rus gemisini batırarak Enver Paşa'dan aldığı gizli emri başarıyla yerine getirdi. Bu olay başta sadrazam Sait Halim Paşa ve Maliye Nazırı Cavit Bey olmak üzere kimi nazırlar tarafından tepkiyle karşılandı. Enver Paşa'nın Amiral Souchon'a ateşkes emri verilmesi ve İtilâf Devletleri'nden özür dilemesi sağlandı. Fakat artık geç kalınmıştı. Rusya 2 Kasım 1914'te Osmanlı Devleti'ne savaş ilan ettiğini açıkladı. 5 Kasım'da da Fransa ve İngiltere savaş ilan ettiler. Padişah da 11 Kasım'da savaş ilan ederek halifeliği kullanarak tüm Müslümanları cihada davet etti.

    Böylelikle Osmanlı Devleti Almanya'nın yoğun baskısı ile Enver Paşa'nın kendi ihtirasları sonucu I. Dünya Harbine girmiş oldu. Bu olayın bir tesadüf olmadığı Almanya'nın ve diğer İttifak Devletleri'nin çıkarları sonucunda hazırlandığı açıktır.

    Harp esnasında Çanakkale cephesinde Osmanlı Devleti ile Almanya arasındaki münasebetler
    Stratejik bakımdan iki blok içinde çok değerli olan Çanakkale Boğazına karşı Müttefik Devletlerin teşebbüsleri daha 1914 Ağustosundan itibaren bahis konusu olmuş fakat Osmanlı Devleti henüz tarafsız olduğu için bu mesele üzerinde fazla durulmamıştı.

    Almanya'nın ise daha 2 Ağustos 1914 tarihli ittifak Anlaşmasından önce Boğazlara askeri personel gönderdiği görülmektedir 24 Haziran 1914'de 4'ü subay, 32 astsubay ve 201 erbaş ve er olmak üzere toplam 237 askeri personel gelmiş ve bunlar Enver Paşa'nın emri ile Çanakkale Boğazındaki bataryalar ile gemilerde görevlendirilmiştir.

    Osmanlı - Alman ittifak antlaşmasının imzalanmasından sonra ise 27 Ağustos 1914'de 2 Alman Amirali, 15 deniz subayı ve 281 deniz eri İstanbul'a gelmiş ve boğazlarda görev almıştır. Tabi 1600 kadar mürettebatı ile 10 Ağustosta Çanakkale Boğazından giriş yapan Goeben ve Breslav gemileri bu sayının dışındadır. Ayrıca bunlar dışında farklı tarihlerde başka Alman subay, astsubay, erbaş ve erleri ile teknik personel Boğazlar bölgesinde görev yapmak için görevlendirilmiştir.

    Fakat bu subayların gelişinden itibaren Boğazlar bölgesinin savunmasında emir-komuta bağlantısı kurulamadığından sevk ve idarede ortaya çıkan otorite boşlukları Almanya ile Osmanlı Devleti arasındaki politik anlaşmazlıklardan doğmuştur. Bu da Boğazlar bölgesi için önemli bir tehlike arz etmektedir. Şöyle ki: Amiral Usedom'un haricinde Müstahkem Mevki Komutanı olarak Albay Cevat Bey görevlendirilmiş, Amiral Merten Türk Karargâhı Temsilcisi olarak Çanakkale'de bulunuyor ve Gelibolu Yarımadasının ortası ile kuzeyindeki birliklerde, I. Ordu Komutanı Liman Von Sanders'in emrindeki III. Kolordu'ya ait birliklerden oluşuyordu. Ayrıca Türk Genel Karagahıda Boğazlar üzerinde doğrudan bazı yetkilere sahip bulunuyordu.

    Ayrıca Osmanlı Devleti yöneticileri ile Alman yetkilileri arasında boğazların güvenliği ile ilgili fikir ayrılıkları ve eğer bir saldırı olursa - Almanya buna garip bir ısrarla ihtimal vermemekteydi -savunma için gerekli askeri yardımların Osmanlı Devleti'ne ulaştırılmasıyla alakalı güçlükler diğer tehlikeyi yansıtmaktaydı. Çünkü savaş başladığında tarafsız sonra kısmen düşmanca bir tavır içine giren Balkan Devletleri'nin Berlin - İstanbul demiryolu bağlantısı üzerinde bulunmaları hem harbin sevk ve idaresinde müşterek kararlar verilmesinde hem de yardımların ulaştırılmasında engel teşkil ediyordu. Nitekim 1916 yılında kurulan Berlin -İstanbul demiryolu bağlantısına kadar Osmanlı Devleti genel mahiyetle kendi olanakları dâhilinde mücadele etmiştir. Zaten askeri malzemelerin gelişi hızlanmış olsa dahi gecikme nedeniyle cephelerde oluşan tehlikelerin giderilmesinde yeterli olmamıştır.

    Çanakkale'ye saldırı fikri bir Rus sorunu ile ortaya çıkmıştır. Sarıkamış saldırısının Osmanlıların çıkarına geliştiği bir sırada Rus Orduları Başkomutanı Grandük Nikolas, İngiliz Harbiye Nazırı Kitcmer'den Osmanlı kuvvetlerinin bir kısmının Kafkas cephesinden uzaklaştırılmasını sağlayacak bir kara veya deniz gösterisinin yapılmasının mümkün olup olmadığını sormuştur. Grandük böyle bir gösteri için Çanakkale'den bahsetmediği halde Londra'da Çanakkale seferi fikri çoktan doğmuştu.

    Asıl hedef boğazları ele geçirip Osmanlı Devletini parçalamak suretiyle toprak bütünlüğünü bozarak savaş dışı bırakmak, boğazlar yolu ile Rusya'da yardım yapmak Alman-Avusturya ordularını arkadan çevirerek doğuya doğru yayılmalarını engellemekti. Ayrıca İngiltere bu sayede doğudaki sömürge topraklarını güvence altına almayı da istiyordu.
    Bu amaçla 19 Şubat 1925'de saldırıya geçip bir ay süre ile devam edecek olan deniz harekâtına başladılar. Fakat Osmanlıların boğazlara mayın çevresindeki tepelere güçlü bataryalar yerleştirdiklerini biliyorlardı. Bu nedenle amaçlarını gerçekleştiremeden 18 Mart 1915'deki son teşebbüslerinde başarısızlığa uğrayıp üç savaş gemisi kaybederek geri çekilmişlerdi.

    18 Mart deniz zaferi Türk-Alman münasebetlerini de etkiledi. Yenilmez bilinen İngiliz donanmasının hep başarısızlıklar kaydeden Osmanlı tarafından mağlubiyete uğraması Enver Paşa'nın dahi Almanlara karşı düşüncelerini değiştirmişti. Kazanılan zaferle Almanların çıkarları korunurken onların sadece bir miktar ödünç para ile birkaç alman subayı gönderdiklerini Enver Paşa'da itiraf etmişti.

    Deniz savaşının başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra İtilaf devletleri bir kara hareketi ile kaybedilen moral ve prestiji yeniden kazanma planına karar verdiler. Bu doğrultuda 25 Nisan 1915 sabahı saat 05:00 dan itibaren sekiz buçuk aya sürecek olan Çanakkale Muharebeleri donanma desteğindeki İtilaf Devletleri askerlerini Gelibolu'ya çıkışları ile başlamıştır.

    Kara savaşları sırasında Mayıs 1915'te Liman Von Sanders eğitilmiş 200 istihkâmcının acilen gönderilmesini istemiş ve V. Ordu emrine Haziran sonuna doğru ilk ve tek Alman birliği gelmiştir. Bu birlik bir istihkâm bölüğü kadardır.

    Alman istihkâm bölüğünün ilk personeli 10 Nisan 1914'te gelmiş ve bunları 13 Nisan ve sonraki tarihlerde gelenler takip etmiştir.
    200 mevcutlu olan bu bölük Güney Grubunda ve Seddülbahir'de kullanılmıştır. Bölüğün mevcudu bölge şartları ve muharebeler sonucunda 40 Alman'a kadar düşmüştür. Bundan sonrada muntazam bir bölük olarak değil de , cepheye dağılmış olarak ve nezaretçi şeklinde görevlendirilmişlerdir.
    Bu birlik dışında başka kuvvet gönderilmezken topçu bataryalarında hizmet görmek amacıyla subay ve astsubaylar gönderilmiş ve bunlar V. Ordunun çeşitli kademelerinde görev almıştır.

    Ayrıca Kasım 1915'te 24cm'lik bir Avusturya havan bataryası ile Aralık 1915'te 15cm'lik bir Avusturya obüs bataryası Gelibolu'ya dfgdfg Bunlarla birlikte Çanakkale'ye gelen Alman subay, astsubay ve erlerin sayısı 500 kişiyi bulmuştur.

    Bunlar dışında 6 Temmuz 1914'de gelen deniz tayyareleri Çanakkale Muharebeleri'nde kullanılmak üzere görevlendirilmiştir.

    Birinci Dünya Harbi esnasında Osmanlı Harekâtının en görkemli zaferinin yaşandığı Çanakkale'de görev alan önemli Alman subaylarına gelince öncelikle bahsedilecek olanlar:
    Liman Von Sanders: Alman Askeri Heyeti Başkanı olarak geldiği Türkiye'de I. Kolordu Kumandanlığı görevinde bulunmuş; Harp esnasında bu görevi devrederek Gelibolu'da kurulan V. Ordu Kumandanlığı yapmıştır.
    Gressmann Paşa: 1915–1916 yıllarında Türk Tümgenerali rütbesiyle askeri heyette görev almış ve Çanakkale'deki V. Ordu Topçu Kumandanlığı görevinde bulunmuştur.

    Amiral Von Usedom Paşa: 1914–1918 yılları arasında Türk mareşali rütbesiyle görev yapmış ve Boğaz Kumandanlığı hizmetinde bulunmuştur.
    Souchon Paşa: Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Harbine girmesine sebep olan amirallerden Karadeniz olayının kilit adamı Koramiral Souchon, 1914-1917 yılları arasında Akdeniz Filosu Kumandanlığı ve Türk Deniz Kuvvetleri Kumandanlığı yapmıştır.

    Merten Paşa: Koramiral Merten, 1914–1918 yılları arasında Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevki Kumandanlığı yapmıştır.
    Ayrıca Süvari Yüzbaşı Mühlmann'ında Liman Von Sanders'in karargâhında görev aldığı bilinmektedir.

    1. Dünya Savaşı Nasıl Başladı

    19. yüzyıl Avrupası, sömürgeciliğe dayanıyordu. İngiltere ve Fransa gibi büyük Avrupa devletleri, dünyanın dört bir yanına yayılarak dev sömürge imparatorlukları kurmuşlardı.
    Siyasi birliğini geç sağlayan Almanya ise sonradan girdiği bu yarışta yükselmeye çalışıyordu.
    Çıkar ilişkileri, 20. yüzyılın başında Avrupa'yı iki ayrı güç blokuna ayırdı. Bir tarafta İngiltere, Fransa ve Rusya, diğer tarafta ise Almanya ve Alman soylu Habsburg hanedanı tarafından yönetilen Avusturya-Macaristan imparatorluğu yer aldı.

    İki güç bloku arasında giderek gerginleşen ilişkiler, 1914 yılındaki bir suikastle patlak verdi. Avusturya-Macaristan imparatorluğunun veliahtı olan Franz Ferdinand, bu imparatorluğun balkanlardaki etkisini yok etmek isteyen Sırp milliyetçileri tarafından vurularak öldürüldü.
    Bu olayın ardından gelen karşılıklı savaş ilanları, bir anda tüm Avrupa'yı savaşın içine çekti. Önce Avusturya-Macaristan Sırbistan'a savaş ilan etti. Sırpların geleneksel müttefiki olan Rusya, Avusturya-Macaristan'a savaş açarak buna karşılık verdi.


    Almanya, İngiltere ve Fransa da birbiri ardına savaşa girdiler. Fitil ateşlenmişti.
    Savaşın öncesinde Alman Genel Kurmayı bir plan yapmış ve ani bir saldırıyla Fransa'yı dize getirmeyi hesaplamıştı.
    Almanlar bu planı uygulamak için önce Belçika'ya girdiler ve ardından sınırdan geçerek Fransa'yı işgale giriştiler.
    Çabuk toparlanan Fransız ordusu, Almanları Marn nehri kıyısında durdurdu ve karşı saldırıya geçti..


    Her iki ordu da ağır kayıplar vermesine rağmen cephede bir ilerleme olmadı. Her iki taraf, bombardımandan korunmak için siperlere sığındı. Aylar süren karşılıklı saldırılar sonucunda Fransızlar 400 bin asker yitirdi. Almanların can kaybı ise 350 bindi.

    Bu arada I. Dünya Savaşı'nın korkunç savaş stratejisi de belirlenmiş oluyordu: Siperler. Askerler gelecek yıllar boyunca, bu siperlerin içinde kalacaklardı.
    Siperlerde yaşam çok zordu. Askerler, sürekli devam eden düşman bombardımanı altında, aylarca korku ve stres içinde yaşıyorlardı. Bombardıman sırasında ölenler uzun zaman siperde kalıyor, askerler arkadaşlarının parçalanmış cesetleri ile birlikte uyuyorlardı. Yağmur yağdığında ise tüm siper çamurla doluyordu.


    1. Dünya Savaşına katılan 20 milyondan fazla asker, 4 yıla yakın bir süre bu siperlerde acı çekti. Çoğu da burada öldü.
    1914 yılındaki Alman saldırısıyla kurulan Batı cephesi, ilk bir kaç haftadan sonra kilitlendi. Karşılıklı siperlere sığınan ordular, birbirlerine sadece birkaç yüz metre mesafede kapana kısıldılar.
    Bu kapanı açmak için yapılan her saldırı, korkunç can kayıpları ile sonuçlanacaktı.
    1916 yılı başında, Almanlar kilitlenen Batı cephesini yarmak için yeni bir plan geliştirdiler. Fransızların gururu sayılan Verdan kentine ani bir saldırı başlatacaklardı. Saldırının amacı, savaşı kazanmak değil, Fransızlara çok ağır can kayıpları verdirmek ve dirençlerini kırmaktı. Alman general Volkenheim, 1 Alman askerine karşılık 3 Fransız askerinin öleceğini hesaplamıştı.
    Saldırı 21 Şubat’ta başladı. Alman komutanlar askerlerine "siperlerden dışarı" emrini verdiler. Ancak siperden çıkan her asker ortalama 1 dakika içinde ölüyordu. Aylar süren savaşa rağmen Almanlar Verdan'ı alamadılar.
    İki taraftan toplam 1 milyona yakın asker öldü. Cephe hattı ise sadece 12 kilometre geriye kaydı. 12 kilometre için, 1 milyon kişi can vermişti.


    Almanların Verdan saldırısına, İngilizler Som muharebesiyle yanıt verdiler. Bu saldırı için İngiltere'nin tüm sanayii seferber edilerek yüzbinlerce top mermisi üretildi.
    General Douglas Haig, İngiliz ordusunun önce bir hafta boyunca kesintisiz bombardıman yapmasını, sonra da piyadelerle saldırıya geçmesini planlamıştı. Haig'e göre sadece ilk günde 14 kilometre ilerleme kat edilecek ve Alman hatları bir hafta içinde tamamen yarılacaktı.
    Saldırı 1 Haziran’da başladı. İngiliz topçuları 1 hafta boyunca Alman hatlarını aralıksız dövdü. Ve 1 haftanın sonunda İngiliz subaylar askerlerine "siperlerden dışarı" emrini verdiler. Ancak bombardıman Alman birliklerini sanıldığı gibi yok edememiş, kazdıkları derin siperlerde beklemişlerdi. İngilizler ilerlerken Alman makinalıları ateşe başladı. Savaşın sadece ilk birkaç saati içinde tam 20 bin İngiliz askeri öldü. Gece karardığında, iki cephe arasındaki bölge, onbinlerce ölüyle ve geriye sürüklenmeye çalışan yaralılarla doluydu.

    Som muharebesi General Haig'in 2 haftalık planının aksine tam 5 ay sürdü. Generaller, askerlerini ısrarla ve defalarca ölüme gönderdiler. Savaş sonunda her iki taraftan toplam 900 bin kişi kaybedilmişti. Cephe ise sadece 11 kilometre kaydı. 11 kilometre için, 900 bin can verilmişti.
    1. Dünya Savaşı boyunca her iki taraf da daha pekçok saldırı düzenledi. Bunların hepsi katliamdan başka bir şey değildi. Belçika'nın İpr adlı kasabasında 3 kez üst üste savaş yapıldı. Sadece üçüncüsünün bilançosu, 500 bin ölüydü.


    Her saldırının sonucu aynıydı: Sadece birkaç kilometre ilerlemek için, yani bir hiç uğruna verilen yüzbinlerce ölü.
    Hiçbir haklı ve meşru nedene dayanmayan bu korkunç savaş boyunca sayısız masum insan katledildi. Bir o kadar insan da evinden-barkından oldu, ailesini ve yakınlarını kaybetti. Belli ideolojik çevrelerin siyasi ihtirasları ve çıkar arayışları bu kitlesel felaketin ve bozgunun en önemli nedeniydi.
    İnkar edenlerin dünya hırsından kaynaklanan "bozgunculuk", Allah'ın Kuran'da insanları menettiği çok büyük bir zulümdür. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak Kuran ayetlerinde şöyle yasaklanmaktadır:

    Düzene konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın; O'na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır. (Araf Suresi, 56)

    1. Dünya Savaşı ve Savaşın Vahşeti

    1. Dünya Savaşı, pek çok ilke sahne oldu. Bunların biri, silahların sadece orduları değil, sivilleri de hedef almasıydı.
    Dünyada sivil yerleşim birimlerine yönelik ilk bombardıman, Alman zeplinlerinin 1915 yılında İngiltere'ye saldırmasıyla başladı. Zeplinlerden atılan bombalar, pekçok masumun hayatına mal oldu.





    U-bot adı verilen Alman denizaltıları


    Öte yandan da U-bot adı verilen Alman denizaltıları, Atlantik okyanusundaki sivil gemileri vurmaya başladı. O dönemde dünyanın en büyük transatlantigi olan Lusitanya gemisi, 7 Mayıs 1915 günü İrlanda açıklarında bir U-bot saldırısıyla batırıldı. Üzerindeki 2000'e yakın yolcudan 1195'i boğuldu.

    Savaşın getirdiği bir başka felaket, kimyasal silahlardı. 1915'te önce Fransızlar sonra da Almanlar tarafından kullanılmaya başlanan zehirli gazlar, binlerce askerin korkunç acılar çekerek ölmesine neden oldu. Pekçok asker de gazın etkisiyle kör oldu. Ordular zehirli gaza karşı önlem olarak gaz maskeleri kullanmaya başladılar.

    [Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]

    Gaz maskeleri sadece askerlere değil, sivillere de veriliyordu. Çünkü zehirli gazlar, sadece askerleri değil sivileri tehdit ediyordu.




    Küçük çocukları bile...
    1. Dünya Savaşı'nın en kanlı cephelerinden biri de, Çanakkale'de yaşandı. İngiliz ve Fransız donanmaları, Osmanlı savunma hatlarını yararak Karadeniz'e varmak için saldırıya geçtiler. Ancak dünyanın bu en büyük donanması, Türk topçusu karşısında boyun eğmek zorunda kaldı.



    Deniz savaşının yenilgiyle sona ermesinin üzerine, İngilizler Gelibolu yarımadasına çıkarma yaptılar. Ancak efsanevi bir cesaret ve kahramanlıkla savaşan Türk ordusu, bu saldırıyı da püskürttü. Aylar süren çatışmaların ardından İngilizler Çanakkale'den çekilmek zorunda kaldı.

    250 bin Türk askeri şehit olmuştu... Bir o kadar da İngiliz ve Anzak askeri ölmüştü.



    1. Dünya Savaşı, İngiliz, Fransız. ve Alman ordularının 4 yıl boyunca süren umutsuz saldırılarının ardından, 1918 yılında sona erdi.



    Ancak 11. ayın 11. gününde saat 11'de ilan edilen barış, hiç kimseye kalıcı bir mutluluk getirmeyecekti.




    Yüzbinlerce asker sakat kaldı.
    Dahası, çamur, pislik ve ölüm dolu siperlerde 4 yıl boyunca kalmış olan askerlerin çoğu, savaşın psikolojik etkisinden kurtulamadı.

    "Bomba şoku" denen ve savaş gazileri arasında çok yaygın görülen bir travma, hastaların şiddetli korku ve titreme nöbetleri geçirmesine sebep oluyordu. 4 yıl boyunca her gün yaşadıkları bomba korkusu, belleklerine silinmeyecek biçimde kazınmıştı.

    Bazı hastalar için, sadece bomba kelimesinin söylenmesi bile, korkuya kapılıp saklanmalarına yeterli oluyordu.
    Bazı askerler ise, savaştan yıllar sonra bile bir uniforma gördüklerinde dehşete kapılıyorlardı.


    Savaşın izi, bazı askerlerin sadece ruhuna değil, vücuduna da işlemişti. Onbinlerce asker kollarını ve bacaklarını savaş meydanında yitirdi.
    Gözü, burnu veya çenesi parçalanan o kadar çok asker vardı ki, Avrupa kentlerinde bu insanların kullanımı için özel maskeler üretilmeye başlandı.





    1. Dünya Savaşı'nın korkunç acıları sanata da yansıdı. Savaş sonrası dönemdeki sanat eserlerinde, korku, acı ve cinnet temaları hakimdi. Bu eserler, sadece onları çizen sanatçıların değil, tüm bir jenerasyonun ruh halini yansıtıyordu.
    Savaşın acılarını en derinden yaşayan bu jenerasyona "kayıp nesil" adı verilecekti.
    Buraya kadar izlediğimiz gibi savaş, kişilere ve toplumlara hiçbir fayda ve kazanç sağlamayan dev bir zulüm sektörüdür. İnsanlara maddi ve manevi büyük acılar ve sıkıntılar yaşatan, kapanması zor, derin yaralar açan sosyal bir felakettir. Allah'ın insanlara emri ise, yeryüzünde savaşı değil barışı hakim kılmalarıdır. İyilik yapanlar ve bozgunculuk yapmaktan kaçınanlar ise Kuran'da şöyle müjdelenirler:
    İşte ahiret yurdu; biz onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere kılarız. Sonuç takva sahiplerinindir. (Kasas Suresi, 83)
    Yoksa Biz, iman edip salih amellerde bulunanları yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar gibi mi tutacağız? Ya da muttakileri



    SPONSORLU BAĞLANTILAR

  2. #2
    e&e
    e&e isimli Üye şimdilik offline konumundadır Administrator
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar
    8.163
    Standart
    1. Dünya Savaşı Neden Yaşanmıştı


    Peki tüm Avrupa'yı kan gölüne çeviren böyle bir felaket neden yaşanmıştı? Büyük ülkelerin liderleri kendi milletlerini böylesine anlamsız ve kör bir ölüm kuyusuna niçin atmışlardı?

    Bu vahşetin nedeni, savaş öncesi Avrupa'da, pekçok insanın savaşı son derece yararlı ve hatta gerekli görmesiydi.
    Savaş ilan edildiğinde, her ülkede kitleler bunu sevinç ve coşkuyla karşılamıştı. Liderler, askerlerini cepheye sürmekten büyük bir gurur duymuştu.

    Bu büyük yanılgılarının en büyük nedeni ise, Sosyal Darwinizm denilen kavrama inanmalarıydı.


    Amerikalı tarihçi Thomas Napp bu konuyu şöyle açıklar:
    Savaş bir sürpriz değildi. 1914 öncesinde, Avrupa'da geniş çevrelerce savaş isteniyor ve bekleniyordu. İkna edici sayıda delil göstermektedir ki, her taraftan pek çok Avrupalı savaşı neşeyle karşılamıştır. Savaşın arındırıcı, heyecanlı, gençleştirici olduğu düşünülmüştür. Çoğu Avrupa ülkesindeki eğitim sistemi bir tür Sosyal Darwinist rekabet mantığına kapılmış ve bu mantıkta savaş canlandırıcı ve onurlandırıcı olarak görülmüştür.



    Sosyal Darwinizm, Darwin'in evrim teorisinin toplumlara uyarlanmasıydı.




    Charles Darwin

    Darwin, sonradan pek çok delille çürüyecek olan teorisinde, doğadaki tüm canlıların amansız bir yaşam mücadelesi sürdüklerini iddia etmişti.
    İnsanın da gelişmiş bir havyan türü olduğunu ve çatışma yoluyla ilerlediğini savunmuştu.

    O devrin ilkel bilim düzeyi içinde çoğu insana bilimsel bir gerçek gibi görünen bu yanlış teori, diğer pekçok toplumsal felaket gibi I. Dünya Savaşı'nın da ideolojik zeminini oluşturdu.
    Dünya Savaşı'nı çıkaran Avrupa liderlerinin günlüklerine ve özel yazışmalarına bakıldığında, Sosyal Darwinizm'in etkisi daha da açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

    Bu liderler, Allah'ın insanlara emrettiği getirdiği şefkat ve merhamete dayalı güzel ahlakı reddetmiş ve bunun yerine Sosyal Darwinizm'i benimsemiştir.

    Örneğin, Avusturya-Macaristan'ın Başkomutanı General Von Hotzendorff, savaştan sonraki anılarında şöyle yazmıştır:
    İnsan sevgisini ön plana çıkaran dinler... bazen insanoğlunun yaşam mücadelesini zayıflatabilirler. Ama bu mücadele dünyanın itici gücüdür… Dünya savaşının büyük felaketi, bu büyük prensiple tam bir uyum içinde gerçekleşmiştir. Savaş, doğanın bir kuralıdır. (James Joll, Europe Since 1870, Penguin Books, 1990, s. 164)


    Dünya Savaşı generallerinden Friedrich von Bernardi ise, savaş ile doğadaki sözde evrim yasaları arasındaki bağlantıyı şöyle kuruyordu:

    Savaş biyolojik bir gereksinmedir, doğadaki canlıların çatışması kadar gereklidir; biyolojik yönden yerinde sonuçlar verir, çünkü bu sonuçlar, varlıkların temel özellikleriyle ilgilidir. (Anthony Smith, İnsan, Yapısı ve Yaşamı, İstanbul, 1979, s. 33)

    Kısacası, I. Dünya Savaşı, savaşmayı, kan dökmeyi, acı çekmeyi ve çektirmeyi "doğa kanunu" sanan Avrupalı yöneticilerin yüzünden çıkmıştır.


    Tüm bu kuşağı bu yanlış fikirlerle yıkıma sürükleyen ideolojik kaynak ise, Darwin'in evrim teorisidir.


    Savaşın perde arkası aralandığında, Darwin'in karanlık portresi görünmektedir...





    Oysa gerçekte insan, Darwinizm'in öne sürdüğü gibi, çatışmak için yaşayan bir hayvan türü değildir.

    Kuran'da Allah'ın yeryüzünde savaş ve bozgunculuk çıkaranlar hakkındaki hükmü ise şöyle açıklanmaktadır:

    ... Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez. (Maide Suresi, 64)

    İnsanı Allah yaratmış, ona tüm canlılardan ayrı bir ruh vermiş ve güzel ahlakı emretmiştir. Allah'ın insanlar için seçtiği bu ahlak, sevgiyi, kardeşliği, merhameti ve barışı gerektirir. İnsanlar ancak bu çağrıya uydukları takdirde dünyaya barış ve huzur gelebilir. Bir Kuran ayetinde, tüm insanlığı barış ve kurtuluşa eriştirecek olan bir İlahi emir, şöyle açıklanır:


    "... Allah'ın sana iyilikte bulunduğu gibi, sen de iyilikte bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez." (Kasas Suresi, 77)


    SPONSORLU BAĞLANTILAR

  3. #3
    e&e
    e&e isimli Üye şimdilik offline konumundadır Administrator
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar
    8.163
    Standart
    1dünya savaşının görünen nedenleri 1 dünya savaşının görünen nedenleri 1dünya savaşı avrupadaki ekonomik ve sosyal yaşamı nasıl etkilemiştir 2 dünya savaşında en çok can kaybı olan ülke savaşlardan kimler etkilenir savaşlar kimleri etkilemiştir 2dünya savaşı türkiyeyi nasıl etkilemiştir türk kurtuluş savaşının dünyadaki etkileri almanya italya ve japonya nın 2dünya savaşında aynı grupta yer almasının sebepleri nelerdir 1dünya savaşının görünen nedeni 1 dünya savaşı avrupadaki ekonomik ve sosyal yaşamı nasıl etkilemiştir alman denizaltıları birinci dünya savaşının başlamasına hangi olaylar neden olmuştur 1dünya savaşı güçler dengesini nasıl etkilemiştir


    SPONSORLU BAĞLANTILAR

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-03-2011, 02:10
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-30-2010, 13:49
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-08-2010, 16:36
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-05-2010, 01:34
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07-23-2010, 20:04