Daha Daha hızlı düşünebilme daha iyi kavrama yeteneği nasıl elde edilir. Yöntemleri nelerdir?

Bugün, insan zihnine dair pek çok kuram ortaya atılmış olsa da bilim dünyasında en çok kabul göreninin Atkinson-Schiffrin Modeli olduğunu söyleyebiliriz. Bu zihin modeline göre bilişsel işlemlerimiz üç temel belleği kapsıyor: duyusal bellek, kısa süreli bellek ve uzun süreli bellek. Bilincinde olduğumuz düşünme süreçlerinin büyük ölçüde kısa süreli bellekte gerçekleştiğini söyleyebiliyoruz. Bu nedenle de kısa süreli bellek “çalışma belleği” olarak da adlandırılıyor. Duyusal bellek henüz yeni algıladığımız bilgileri depoladığından herhangi bir “dikkat” öğesi barındırmıyor. Tamamen farkındalığımızın dışında. Haliyle bu bellekte bilgiler oldukça kısa bir zaman kalıyor. Uzun süreli belleğimiz ise bilgilerin uzun zaman dilimleri boyunca depolandığı, zihinsel çerçeve ve şemalarımızı (Örn: Bir restorana gittiğimizde izleyeceğimiz davranış kalıpları), dünya bilgilerini (Örn: Su 100 derecede kaynar) kapsayan bellek. Herhangi bir soru ya da sorunla karşılaştığmızda öncelikle bilgileri uzun süreli bellekten kısa süreli belleğe çağırmamız gerekiyor. İşte hızlı düşünebilme yetisi de bu noktada önem kazanıyor olabilir. Çünkü, hızlı düşünebilen bir insanın uzun süreli belleğindeki bilgileri iyi bir şekilde düzenlenmiş olduğundan bu bilgilerin kısa süreli belleğe geçiş süresi de kısa olacaktır. Bu düzenlemede iki temel etkenden bahsedebiliriz. İlki bilgileri depolama yani “öğrenme” süreci. İkincisi ise o bilgileri tekrar etme ve sürekli olarak kullanma yoluyla aralarındaki sinirsel bağlantıları kuvvetlendirme aşaması. Öğrenme sürecinde bir bilgiyi öğrenirken ne denli çaba harcadığımız önemli. Çünkü bir bilgiyi depolamak için harcadığımız zaman ve çaba, onun zihindeki kalıcılığına da etki yapmakta. Öğrenme söz konusu olduğundan ödüllendirme mekanizmaları da önemli tabii. Ödül ne kadar kısa sürede gelirse, öğrenme de o denli başarılı olacaktır. Bu nedenle de kimi bilim insanlarınca en güzel ödül, öğrenmekten duyulan mutluluk olarak düşünülür. Tüm bu bahsettiklerimizi toparlayacak olursak, daha hızlı düşünebilme ve daha iyi kavrayabilme,yöneldiğimiz alanda harcadığımız çaba ile birebir ilişki içindedir. Etkili öğrenme mekanizmaları ve sürekli tekrarlarla herhangi bir konuda zihinsel gelişme kaydedebilmemiz oldukça olası. Bu fikri destekleyen bir kuramdan daha bahsedebiliriz: Morton’un Logogen Modeli. Bu modelde her bir kelime kendine has yazım, fonoloji (ses), anlam, sözdizim özellikleri içeren logojenler olarak anılıyor. Bu logojenler belli bir eşiğe ulaşınca zihinde canlanıyorlar. Sonrasında ortaya atılan kuramlarsa bu logojenlerin birbirine bağlantılandırıldığını ve kavramların bu şekilde hatırlandığını öne sürüyor. Haliyle zihnimizde öğrenme ve tekrar yoluyla ne denli kuvvetli ağlar oluşturabilirsek, logojenlerin aktive olma olasılıkları ve süreleri de o denli artıyor.
daha iyi kavrama yeteneği nasıl elde edilir. Yöntemleri nelerdir.


Bugün, insan zihnine dair pek çok kuram ortaya atılmış olsa da bilim dünyasında en çok kabul göreninin Atkinson-Schiffrin Modeli olduğunu söyleyebiliriz. Bu zihin modeline göre bilişsel işlemlerimiz üç temel belleği kapsıyor: duyusal bellek, kısa süreli bellek ve uzun süreli bellek. Bilincinde olduğumuz düşünme süreçlerinin büyük ölçüde kısa süreli bellekte gerçekleştiğini söyleyebiliyoruz. Bu nedenle de kısa süreli bellek “çalışma belleği” olarak da adlandırılıyor. Duyusal bellek henüz yeni algıladığımız bilgileri depoladığından herhangi bir “dikkat” öğesi barındırmıyor. Tamamen farkındalığımızın dışında. Haliyle bu bellekte bilgiler oldukça kısa bir zaman kalıyor. Uzun süreli belleğimiz ise bilgilerin uzun zaman dilimleri boyunca depolandığı, zihinsel çerçeve ve şemalarımızı (Örn: Bir restorana gittiğimizde izleyeceğimiz davranış kalıpları), dünya bilgilerini (Örn: Su 100 derecede kaynar) kapsayan bellek. Herhangi bir soru ya da sorunla karşılaştığmızda öncelikle bilgileri uzun süreli bellekten kısa süreli belleğe çağırmamız gerekiyor. İşte hızlı düşünebilme yetisi de bu noktada önem kazanıyor olabilir. Çünkü, hızlı düşünebilen bir insanın uzun süreli belleğindeki bilgileri iyi bir şekilde düzenlenmiş olduğundan bu bilgilerin kısa süreli belleğe geçiş süresi de kısa olacaktır. Bu düzenlemede iki temel etkenden bahsedebiliriz. İlki bilgileri depolama yani “öğrenme” süreci. İkincisi ise o bilgileri tekrar etme ve sürekli olarak kullanma yoluyla aralarındaki sinirsel bağlantıları kuvvetlendirme aşaması. Öğrenme sürecinde bir bilgiyi öğrenirken ne denli çaba harcadığımız önemli. Çünkü bir bilgiyi depolamak için harcadığımız zaman ve çaba, onun zihindeki kalıcılığına da etki yapmakta. Öğrenme söz konusu olduğundan ödüllendirme mekanizmaları da önemli tabii. Ödül ne kadar kısa sürede gelirse, öğrenme de o denli başarılı olacaktır. Bu nedenle de kimi bilim insanlarınca en güzel ödül, öğrenmekten duyulan mutluluk olarak düşünülür. Tüm bu bahsettiklerimizi toparlayacak olursak, daha hızlı düşünebilme ve daha iyi kavrayabilme,yöneldiğimiz alanda harcadığımız çaba ile birebir ilişki içindedir. Etkili öğrenme mekanizmaları ve sürekli tekrarlarla herhangi bir konuda zihinsel gelişme kaydedebilmemiz oldukça olası. Bu fikri destekleyen bir kuramdan daha bahsedebiliriz: Morton’un Logogen Modeli. Bu modelde her bir kelime kendine has yazım, fonoloji (ses), anlam, sözdizim özellikleri içeren logojenler olarak anılıyor. Bu logojenler belli bir eşiğe ulaşınca zihinde canlanıyorlar. Sonrasında ortaya atılan kuramlarsa bu logojenlerin birbirine bağlantılandırıldığını ve kavramların bu şekilde hatırlandığını öne sürüyor. Haliyle zihnimizde öğrenme ve tekrar yoluyla ne denli kuvvetli ağlar oluşturabilirsek, logojenlerin aktive olma olasılıkları ve süreleri de o denli artıyor.



alıntı