Doğal Kaynaklarımızı Korumak İçin Neler Yapmalıyız ?
Doğal Kaynakların Korunması İçin Yapılması Gerekenler

Doğal kaynaklar canlı ve cansız çevreyi belirleyen çevre bileşkenleridir. Hava, su, toprak, bitki örtüsü, hayvanlar ve madenler Dünyanın doğal kaynaklarını oluşturur. Bu nedenle doğal kaynakları,

• Canlı doğal kaynaklar
• Cansız doğal kaynaklar
olarak iki temel kümede toplamak olanaklıdır.


Canlı doğal kaynaklar denilince bitki hayvan ve mikro organizmalardan oluşan biyolojik çeşitlilik anlaşılır. Cansız doğal kaynaklar ise biyolojik çeşitliliğin bağımlı olduğu hava su ve topraktan oluşan yaşam ortamları ile madenler ve fosil yakıttan kapsayan yeraltı zenginlikleridir.

Doğal Kaynakların tükenmesi demek ciddi bir şekilde ekosistemi oluşturan canlılar için tehdit anlamına gelmektedir. Ekosistemin dengesinin bozulması ekosisteme bağlı olan her canlıyı doğrudan etkileyecek kimi canlı türleri yok olacak onun yokluğundan etkilenen diğer canlı türleri de varlığını sürdürmekte zorlanacaktır. Bu süreç zincirleme bir şekilde devam edecektir. Sanayideki hızlı gelişim ve değişimler ve diğer nedenlerle yaşamsal önemdeki doğal kaynakların hızla tükendiğini görüyoruz. Doğal kaynakların hızla tükenmesi insan ve diğer canlıların yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Biyolojik çeşitlilik bakımından zengin bir mirasa sahip olan ülkemiz birçok canlı türünün neslinin tehdit altında olduğu biliniyor. Nesli tehdit altında olan canlıların, varlıklarını sürdürebilmeleri için öncelikle tanınmaları, bilinmeleri ve yaşam alanlarının korunması gerekir

1. Biyolojik Çeşitlilik

Genel olarak belirli bir yerdeki tüm bitki hayvan ve mikro organizma türleri biyolojik çeşitlilik olarak tanımlanır. Bir ülkenin temel doğal kaynaklarını oluşturan bu çeşitliliğe kimi bilim adamları biyolojik zenginlik adını da vermektedirler insan türünün geleceği büyük ölçüde biyolojik çeşitliliğin değerlendirilmesine bağlıdır. Kaba bir tahminle bugün için Dünyadaki biyolojik çeşitliliğin çok az bir bölümünün örneğin bitki türlerinin ancak yüzde birinin yeterince incelendiği hayvan türlerinde ve mikro organizmalarda bu oranın giderek daha da düştüğü ileri sürülmektedir.

• Çeşitlerin kaybolması
• Türlerin kaybolması
• Doğal alanların bozulması


Zaman içinde kolay bozulmayan yaygın bir biçimde piyasaya sürülen dolayısıyla ticari değeri yüksek olan çeşitler yerel çeşitleri ve bunların yabani akrabalarını ortadan kaldırmaktadırlar. Böylece bir çeşit azalması ve giderek yok olması tohum ıslahında gerekli genetik kaynakların yavaş yavaş ortadan kalkmasına neden olmaktadır.


Çeşit kaybını izleyen bir bakıma onun tamamlayıcısı olan bir tür kaybıdır. Türlerin sayıca azalması denilebilen tür kaybı da doğrudan ekonomik yaran olmayan türlerde yoğunlaşmakta ekolojik dengedeki yeri henüz saptanamamış bir çok tür yok olmuştur.


Biyolojik çeşitliliğin yaşam ortamı bir diğer deyişle ekolojik çevresi çeşitlerin ve türlerin varlıklarını sürdürmelerini belirleyen temel öğedir. Canlı doğal kaynakların içinde bulunduğu doğal alanların korunması biyolojik zenginliğin sürdürülebilmesinin ilk koşuludur. Biyolojik çeşitlilik insanlığın refahına büyük katkıda bulunmaktadır. Günlük yaşamında insanlar çok ayırımına varmasalar bile bitki hayvan ve mikrop kökenli yüzlerce Madde kullanmaktadırlar. Canlı doğal kaynaklar ekonomiyi doğrudan etkilemekte tarım sanayi tıp ve eczacılık kesimlerine katkıda bulunmaktadır.


İnsan ekonomik ussallığı içinde geleceğini güvence altına almak için doğaya sürekli müdahale etmektedir. Bunun son aşamasına örnek olarak DNA’nın yeniden dizilişi ve DNA’nın çözülüp yeni bileşikler biçiminde yeniden birleştirilmesi gösterilebilir. Genetik malzemelerin oynanmasına dayanan bu yeni bilgi ve teknoloji genetik mühendisliği olarak tanımlanmaktadır.


DNA ile oynama olanağı veren bilgi birikimi 1970′li yıllarda fen işin biliminden teknolojisine geçmeye başlamış biyoteknoloji adı akında endüstrinin konusu olmuştur. Biyoteknoloji biyolojik yöntemlerle organizmalara uygulanan kendilerinden yararlanılması ve istenilen biçimlere ve ürünlere dönüştürülebilmesi amacıyla kullanılan bilimsel teknikler ve endüstriyel yöntemler olarak yorumlanmaktadır.


Günümüzde biyoteknoloji tarımsal üretimin artırılması tıp ve eczacılıkta etkinliğin sağlanması endüstrinin geliştirilmesi çevre kirliliğinin önlenmesi gibi konularda bir kurtarıcı gibi görülmektedir. Bir bakıma Dünya’nın geleceğine ilişkin karamsar görüşler biyoteknoloji aracılığı ile aşılmak istenmektedir.
2. Cansız Doğal Kaynaklar

Cansız doğal kaynaklar kavramı canlıların doğal yaşama alanı kavramı ile eş anlamlıdır. Hava su ve toprak diye sıraladığımız bu asıl çevre öğelerine yeraltı zenginlikleri denilen madenler ve fosil yakıdan da eklemek gerekir.


Cansız doğal kaynakların toplumların gözündeki göreli önemi çevrebilimsel kaygılardan çok ekonomik yararlılıktan kaynaklanmaktadır. Sınırsız ekonomik büyüme tutkusu kaynakların tükenmesine işlevlerini yerine getirememesine neden olmuştur.


Hava su ve topraktaki bozulma insan faaliyetleri sonucunda bu alıcı ortamlara binen yükün artması aşırı yüklenme yüzünden kaynağın kendi kendini yenileyememesi temizleyememesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Toprak altı zenginlikleri oluşturan madenler ve fosil yakıtlar ise yenilenemeyen kaynak kümesine girmektedirler. Sınırlı miktarda bulunan ve işletilmelerine koşut olarak belli bir sürede tükenecek olan bu kaynakların kullanılması ekonomik yeğlemeye bağlı kalmaktadır.


Doğal Hayatı Koruma Derneği’nin açıklamalarına göre; insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar hızlı ve büyük miktarlarda tüketilen doğal kaynaklar, son 40 yılda bir kaç kat daha artarak tahribata uğramıştır.
Özellikle oksijen, su, bitki örtüsü, petrol gibi kaynakların büyük bir hızla azalması, canlıların yaşam alanlarını kısıtlamakta, çevresel felaketlere yol açabilecek iklim değişiklikleri (küresel ısınma) yaratmaktadır. Örneğin içilebilir su, hayatın ana maddesi olmakla kalmayıp; insanların can damarlarından biri olan elektrik enerjisi üretiminde ilk sırada gelmektedir.


Uzun yıllar hava ve su serbest mal sayılmış üretime katkısının maliyeti sıfır olmuştur. Buna karşılık yeraltı ve yüzeysel su kaynaklan su yollan toprak ve toprakaltı zenginlikleri bireysel ulusal ve uluslararası düzeyde sürekli bir ekonomik çıkar ve bir çatışma konusu olmuştur. Bugün de söz konusu kaynaklar önce küresel ekonomik ve siyasal sorunların kaynağı olarak ele alınmakta savaş ve barışın nedeni olmaktadır. Küresel çevre sorunları başlığı altında doğal kaynaklara bakış ancak kaynaklarla birlikte ekonomik gelişmenin de sona ereceği korkusu ile gerçekleşmektedir. Henüz kaynak kullanımı ve çevre yönetimi alanında bilimsel gereklilik ekonomik çıkarlara kendisini kabul ettirememiş durumdadır.


Ancak belirtmek gerekir ki doğal kaynakların korunması bu konuda stratejilerin belirlenmesi son yıllarda uluslararası toplumun önde gelen uğraşı olmuştur. Doğal kaynakların ekonomik gelişmenin kaynağı olduğu doğanın yeni bilimsel ve teknik ilerlemelere olanak sağladığı doğal kaynakların gelecek kuşaklara aktarılmasının moral olarak gerekli bulunduğu düşünceleri tartışmasız kabul görmeye başlamıştır.