Yaşadığımız dünya hızla değişiyor. Bugün 6,7 milyar insanı barındıran Yerküre'de, giderek karmaşıklaşan teknolojik gelişmelerin de etkisiyle, doğal kaynaklar hızla tükeniyor. Doğal kaynak tüketiminin yarısından, yapı sektörünün doğrudan ve dolaylı olarak sorumlu olduğu da bilinen bir gerçek.

Doğal ve yapılı çevre arasındaki dengeyi yeniden kurmaya yönelik olarak, önceleri "yeşil tasarım", "ekolojik mimarlık" gibi tanımlar altında gelişen "sürdürülebilir mimarlık", gerçekte yeni bir kavram olmayıp, insan faaliyetlerinin neden olduğu çevresel bozulmalara tepki olarak ortaya atılmış, mimarlığın yeniden kavramsallaştırılmasıdır.

Giderek daha geniş kitleler tarafından benimsenen sürdürülebilir mimarlık olgusunu geniş bir çerçevede ele alan yazar; sürdürülebilir mimarlık ve yapım, sürdürülebilir yapı malzemeleri, yüksek yapılarda sürdürülebilirlik kavramlarını tüm dünyadan çağdaş yapı örnekleri eşliğinde irdeliyor.

Kitap boyunca tüm boyutlarıyla ele alınan sürdürülebilirlik, yazara göre durağan bir kavram olmayıp, tarihsel perspektif içinde toplumsal, ekonomik, sosyal ve kültürel koşullara bağlı olarak değişmektedir.




Günümüzde çok sık kullanılan “sürdürülebilir mimarlık” terimi aslında birçok tartışmayı da beraberinde getiriyor ve konunun genişliği aynı zamanda kavram karışıklığının varlığına işaret ediyor. Çevresel tasarım, yeşil mimari, ekolojik mimari, enerji etkin mimari, çevreye duyarlı mimari gibi genişletilmiş anlamı içerisinde karmaşık, çelişen bir kavram.

Sürdürülebilir mimari; bina ve çevre ilişkisini irdeleyen yaklaşımları da kapsayan bir üst başlık olup, küresel çevre sorunları ve gelişme problemlerine çözüm olarak desteklenen stratejik bir yapılaşma şekli. Bu şekilde bulunduğu coğrafyanın toplumsal, kültürel ve ekonomik altyapısına bulunduğu katkıyla da ve mevcut fiziksel çevre verilerinden üst düzeyde yararlanılmasıyla, çevreye duyarlı bir mimari uygulama öngörülüyor.

Ülkemizde sürdürülebilir mimari başlığı altında daha çok özel konut denemeleri görülmekle beraber, tam bir çevresel katkı sağlanması anlamında bir yerleşke haline getirilmesi gerekiyor. Tekil denemelerin sürdürülebilir mimari kavramının içinde olmaktan çok “enerji-etkin konut” başlığı altına alınması daha doğru.

Planlama aşamasından öteye geçebilmiş eko-köy adında birkaç yerleşkenin ise gelişimi yavaş çünkü insanlar alışılmış mevcut yaşam tarzını geride bırakmaya hemen razı olmuyor ve bu kavramda insanların aklında mutlaka bir köy yaşantısı olması gerek tarzında yanlış bir kanı da mevcut...