+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2


  1. #1
    Kayıtsız Üye Guest
    Standart
    SPONSORLU BAĞLANTILAR
    Topkapı Sarayında Kimler Yasamıstır ? Topkapı Sarayı Hakkında Bilgi

    Bulun bakalimmm


    SPONSORLU BAĞLANTILAR

  2. #2
    e&e
    e&e isimli Üye şimdilik offline konumundadır Administrator
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar
    8.163
    Standart
    Topkapı Sarayında Kimler Yasamıstır ? Topkapı Sarayı Hakkında Bilgi

    Topkapı Sarayı’nın tarihçesi, Topkapı Sarayı’nı oluşturan bölümler, bu bölümlerin resimleri, Bab-ı Hümayun, Harem, Enderun Avlusu, Divan Meydanı, Alay Meydanı, Sofa-i Hümayun ile ilgili bilgi. Topkapı Sarayı hakkında bilgi.


    Topkapı Sarayı’nın Tarihçesi:Topkapı Sarayı, Osmanlı sultanlarının ikametgâhı, devletin yönetim ve eğitim merkezidir. ıstanbul fatihi II. Mehmed tarafından 1460-1478 tarihleri arasında yaptırılmış olan ve zaman içerisinde bazı ilavelerin yapıldığı Saray’da, Osmanlı padişahları ve Saray halkı 19. yüzyıl ortalarına kadar ikamet etmiştir. 1850’lerin başında Sultanlar, mevcut Saray 19. yüzyılın devlet protokolü ve merasimlerine ilişkin gereksinimleri karşılamakta yetersiz kaldığı için Boğaz’daki Dolmabahçe Sarayı’na taşınmışlardır. Ancak saltanat hazinesi, Mukaddes Emanetler ve imparatorluk arşivleri Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilmiş, bir baba ocağı olması ve Mukaddes Emanetler’i barındırmasından dolayı burada devlet törenleri yapılmaya devam edilmiştir. Topkapı Sarayı, Osmanlı monarşisi 1922’de kaldırıldıktan sonra, 3 Nisan 1924’te Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle müzeye dönüştürülmüştür.Fatih Sultan Mehmed Han, fetihten sonra Beyazıt’ta bugünkü ıstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu yerde, daha sonra “Eski Saray” olarak anılacak olan bir saray yaptırmıştır. Fatih, bu ilk saraydan sonra, önce Çinili Köşk’ü, ardından da yapımı tamamlandığında yerleşecek olduğu Topkapı Sarayı’nı inşa ettirmiştir. Fatih, bu saraya Osmanlıcada “Yeni Saray” anlamına gelen “Saray-ı Cedid” ismini vermiştir. Yeni Saray’a Topkapı Sarayı denmesi ise şöyle gerçekleşmiştir: Sultan I. Mahmud tarafından Bizans surlarının yakınına yaptırılan ve önündeki selam topları nedeniyle “Topkapusu Sahil Sarayı” denilen büyük ahşap sahil sarayı bir yangında tamamen kül olunca, bu sarayın ismi yeni saraya verilmiştir.Yüzyıllarca gelişen ve büyüyen Topkapı Sarayı’nın planının belirlenmesinde Osmanlı devlet felsefesi ile Saray-tebaa ilişkilerinin büyük rolü olmuştur. Ayrıca, Topkapı’nın ilk inşa edildiği dönemde, Fatih’in babası Sultan II. Murad’ın Tunca Nehri kenarında yaptırmış olduğu ve günümüze sadece kalıntıları ulaşan Edirne Sarayı’nın planından olduğu kadar ihtişamından da esinlenildiği bilinmektedir. Topkapı Sarayı’nın planı; çeşitli avlular ve bahçeler arasında devlet işlerine ayrılmış daireler, hükümdarın ikametgâhı olan bina ve köşkler ile Saray’da yaşayan görevlilere mahsus binalardan oluşur.Topkapı Sarayı’nın Bölümleri:BAB-I HÜMAYUNFatih Sultan Mehmed devrinde Saray’ın Ayasofya tarafındaki ana girişi olarak yapılan bu kapının üzerinde bulunan ve Ali b. Yahya es Sûfi tarafından yazılan kitabede “Bu mübarek kale, Allah’ın desteği ve rızası üzerine, güvenliği sağlamak maksadıyla, Sultan Mehmed Han’ın oğlu Sultan Murad’ın oğlu, karaların padişahı ve denizlerin hakanı, insanların ve cinlerin üzerinde Allah’ın gölgesi, Doğu’da ve Batı’da Allah’ın yardımcısı, su ve toprağın kahramanı, Konstantiniyye’nin fatihi ve feşin babası olan Sultan Mehmed Han’ın -Allah Teâla onun hükümdarlığını ebedi kılsın ve mekânını kutup yıldızlarından yüksek eylesin- emriyle, (Hicri) 883 yılının mübarek Ramazan ayında (Kasım 1478) imar ve inşa edildi.” ifadesi yer alır.Bâb-ı Hümâyun’un üzerinde, müsenna (karşılıklı) yazı ile Hicr Suresi’nin 45-48. ayetleri yazılıdır. Bu yazı, hat sanatı ve saltanat kavramı bakımından son derece anlamlıdır. Kapının diğer yüzünde Sultan Abdülaziz’in tuğrasının üzerinde Saff Suresi’nin 13. ayetinden “Nasrun minallahi ve feşün kârîb ve beşşiril mü’minin [Ya Muhammed]” (Allah’tan bir yardım ve yakında gerçekleşecek bir zafer! Mü’minlere bunları müjdele [Ya Muhammed]) ifadesi yazılıdır. Bâb-ı Hümâyun’un üzerinde yazılı olan bu ayet, aynı zamanda mehter takımının hücumdan evvel okuduğu ayettir.Eski gravürlerde, çeşitli dönemlerde tadilat gören bu kapının üzerinde bir köşk bulunduğu görülmektedir. 19. yüzyıl sonlarına kadar ayakta kalan, eskiden alayların izlendiği ve muhallefat (ölen bir kişinin bıraktığı şeyler) hazinelerinin saklandığı bu köşk, 1865 yılındaki yangında kül olmuş ve günümüze ulaşamamıştır.1. AVLU – ALAY MEYDANIBirinci Avlu’ya Bâb-ı Hümâyun’dan girilir. Çeşitli tören ve alaylara sahne olmuş olan bu avlu, Saray’ın halka açık olan tek bölümüydü. Avluda Orta Kapı yakınında yer alan ve günümüze sadece temel kalıntıları ulaşan Deavi Kasrı, halkın arzuhâllerini Saray’a ilettiği yerdi.Avlunun sol tarafında Odun Ambarı Ocağı ile Hasırcılar Ocağı (bu alana 19. yüzyıl sonunda inşa edilen idare, karakol binası ile arkasındaki Patrikhane Sarayı’nın kalıntıları günümüze ulaşmıştır), Aya ırini (Saint Irene) Kilisesi ve Darphâne-i Âmire; sağ tarafında ise Maliye Nezareti, Enderun Hastanesi, Saray için ekmek ve simit imal eden fırınlar, Has Fırın Camii ve görevlilerin kaldığı mekânlar, II. Mahmud devri çeşmesini içeren erken devir bir su terazisi ile Orta Kapı’ya yakın bir yerde Cellat Çeşmesi olarak bilinen ikinci bir çeşme yer alırdı.Patrikhane Sarayı Kilisesi olarak inşa edilen Aya ırini, bu avludaki en eski yapıdır. Haliç yönünde Kozbekçileri Kapısı ve Marmara yönünde Çizme Kapısı ile Hasbahçe’ye açılan meydandaki en önemli yapı, 6. yüzyılda inşa edilen, Bizans dönemine ait bu kilisedir. Aya ırini Kilisesi, önce Saray’ın silah deposuyken, Feşi Ahmed Paşa zamanında bir arkeoloji müzesine, o müzenin 1894′te bugünkü binasına taşınmasının ardından da askerî bir müzeye çevrilmiştir.Kilisenin yanında yer alan Saray atölyeleri, kökenini Roma ımparatorluğu’ndan alan ve Osmanlı’da sürdürülmüş olan bir ananeyi yansıtır. Buralarda Saray’ın marangozluk, kitap ciltleme, kitapların tezhibi, deri işleri gibi ince işçilikleri yanında dış devletlere gönderilecek hediyeler de hazırlanırdı. Bu avludaki hünerveran atölyesi, 19. yüzyılda Saray terk edilince devletin sikkelerinin basıldığı darphâneye çevrilmiştir.Birinci Avlu’nun en ilginç köşelerinden biri de Cellat Çeşmesi’dir. Bâbüsselâm’dan girmeden evvel sağ tarafta bu yapıyı görürüz. Saray’ın odunlukları da yine bu bölgede yer alırdı.2. AVLU – DİVAN MEYDANIAsıl Saray bölümüne girişi sağlayan ve Orta Kapı da denilen, Bâbüsselâm adındaki iki kuleli kapı, Topkapı Sarayı’nın ve ımparatorluğun ihtişamının bir simgesi olmuştur. Fatih Sultan Mehmed zamanında inşa edilmiş olan Bâbüsselâm, 16. ve 17. yüzyıllarda çeşitli tamiratlar görmüştür. Bu kapıdan sadece padişah atıyla girebilir, sadrazamlar ve diğer devlet erkanı atlarından inerlerdi. Saray kadınları ise saltanat arabaları ile geçerlerdi.Kapının üzerindeki iki kule, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmıştır. Bu kulelerin içinde, Kapıcıbaşı Ağasının, yabancı elçilerin Saray’a girmelerine müsaade edilinceye kadar misafir edildikleri odası da bulunmaktadır. Günümüzde müze ziyareti bu kapıdan başlamaktadır.Saray’ın ıkinci Avlusu olarak 1460′larda inşa edilen Dîvân Meydanı, devlet yönetiminin gerçekleştirildiği, devletin temsil edildiği bir tören alanıdır. Tahta geçiş (cülûs), bayramlaşma, elçi kabulü ve yeniçerilere maaş verme (ulûfe) törenlerinin yapıldığı bu meydanın sağ tarafındaki revakların arkasında Saray Mutfakları yer alır. Sol tarafında ise Adalet Kulesi ile Dîvân-ı Hümâyun toplantılarının yapıldığı Kubbealtı ve hemen yanında silah koleksiyonunun sergilendiği Dış Hazine binası bulunur. Avlunun bu köşesinde Harem dairesinin Arabalar Kapısı, revakların arkasındaki alt kotta ise Baltacılar Koğuşu ile Has Ahır Avlusu görülür.Avluda, Bâbüsselâm’ın solunda Sultan III. Ahmed döneminde yapılmış olan iki çeşme, sağında ise Sultan III. Selim dönemine ait bir namazgâh ile erken Bizans dönemine ait devasa sütun parçaları yer alır. Babüsselâm’dan Bâbüssaâde’ye giden Padişah Yolu üzerinde bulunan, Bizans devrine ait sarnıç ile Kubbealtı’na giden Vezir Yolu üzerindeki selam taşları da dikkate değerdir.3. AVLU – ENDERUN AVLUSUEnderun Avlusu, kale içindeki bir iç kale gibidir. Kârgir yapılarla çevrelenmiş olan avlunun kapıları kapatıldığında, buraya girilmesi mümkün değildir. Avlu, daha çok koğuşların bulunduğu bir mekândır ve alanı yaklaşık dokuz dönüm kadardır.Babüssaâde’den girilen avluda ilk karşılaşılan yapı Arz Odası’dır. Arz Odası’nın hemen arkasına düşen yerde III. Ahmed Kütüphanesi, avlunun sağ yanında Enderun Mektebi, Meşkhâne, Seferli Koğuşu, Fatih Köşkü ve Sultan II. Selim dönemine ait bir hamam kalıntısı; avlunun sol yanında ise Mukaddes Emanetler’in saklandığı dört kubbeli Has Oda (Hırka-i Saadet Dairesi), Has Oda Koğuşu, Ağalar Camii, Babüssaâde’nin iki yanında Büyük ve Küçük Oda Koğuşları, Akağalar Koğuşu ve Kuşhâne, karşıda ise Hazine Koğuşu, Silahdar Hazinesi, Kilerli Koğuşu bulunmaktadır.4. AVLU – SOFA-İ HÜMAYUNHas Oda’nın çift sıra sütunlu geniş revağının açıldığı yer, Sofa-i Hümâyun ya da Mermer Sofa olarak bilinen terastır. Çiçek bahçesi ve havuzlu mermer terastan oluşan bu mekân, Topkapı Sarayı’nın gözde mekânlarından biridir. Revakların önünde yer alan fıskıyeli havuzun geçmişte daha büyük olduğu, 17. yüzyılda IV. Murad ve Sultan ıbrahim dönemindeki yapılaşmalar sebebiyle havuzun daraldığı ve terasın Haliç yönünde genişlediği bilinir. Mermer Sofa’da Sünnet Odası, ıftariye Kameriyesi, Revan Köşkü ve Bağdat Köşkü yer alır.Mermer Sofa’dan üç metre uzunluğundaki bir merdivenle Sofa-i Hümâyun’a (Lala / Lale Bahçesi) inilir. Sofa Köşkü ile Hekimbaşı Kulesi’nin bulunduğu bu yer, aynı zamanda çiçek bahçesidir. Buradan Marmara Denizi yönünde inilen son terasta ise Mecidiye Köşkü ve Esvap Odası ile Sofa Camii yer alır.HAREMHarem sözcüğü, Arapçada, gizlilik, kapanmak anlamlarına gelen “harim” kelimesinden türetilmiştir. Topkapı Sarayı’nda bulunan ve sultanların aileleri ile birlikte yaşadığı Harem Dairesi, 16. yüzyıldan 19. yüzyıl başlarına kadar çeşitli dönemlerin mimari üslup özelliklerini yansıtması sebebiyle mimarlık tarihi açısından son derece önemli bir komplekstir. Günümüze ulaşabilen ıslam saraylarındaki benzerleri arasında bu açıdan öne çıkan Topkapı Sarayı Harem Dairesi, Saray’ındaki ikinci avlunun içinde ve arka bahçelerinin üzerine kurulmuş, yüzyıllar içinde genişlemiştir. Daire, Saray’daki selamlıktan ve yönetim işlevlerinin gerçekleştiği diğer avlulardan yüksek duvarlarla ayrılarak özenle gizlenmiştir.Topkapı Sarayı’nın inşa edilmesinin ardından Beyazıt’taki Eski Saray’ın Harem olarak kullanılmaya başladığı, Topkapı Sarayı’nda ise yönetim ve selamlık işlerinin yürüldüğü bilinmektedir. Ancak bu dönemde Altın Yol’un kenarında küçük bir Harem yapılaşmasının (Kadınlar Sarayı – Saray-ı Duhteran) olduğu hakkında bilgiler vardır. Dört yapı evresinde incelenen Harem’deki yoğun yapılaşma ve örgütlenme, Kanuni Sultan Süleyman’ın Haseki Hürrem Sultan ve ailesiyle birlikte Topkapı Sarayı Haremi’ne taşınmasıyla başlamış ve 18. yüzyıla kadar da devam etmiştir.Harem’de üç yüzden fazla oda, dokuz hamam, iki camii, bir hastane, koğuşlar ve çamaşırlık vardır. Harem, günümüze ulaşan son biçimini, uzun bir zamana yayılan tadilatlar ve ilaveler sonucu almıştır. Harem’in genel yapısı, birbiri ardına sıralanan avlulardan oluşur. Bu avlular ile ayrılan kapı girişleri sonrasında koğuşlar, odalar, köşk ve hizmet binaları yer almaktadır.Kaynak:topkapisarayi.gov.tr


    SPONSORLU BAĞLANTILAR

Benzer Konular

  1. Topkapı sarayında kimler oturdu
    By Kayıtsız Üye in forum Soru-Cevap
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 10-07-2013, 23:25
  2. Top kapı sarayında kımler oturmustur
    By yalın in forum Soru-Cevap
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09-28-2011, 19:44
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03-05-2010, 17:06