SPORDA RİSK FAKTÖRLERİ

GENEL BİLGİLER

Spor dünyasında her gün sporcular çeşitli risklerin altında aktivitelerine devam etmektedir. Bu risklerin bir bölümü sporcuların performansını olumsuz yönde etkilerken, bir bölümü de sportif yaralanmalara yol açmaktadır.
Ayrıca ülkemiz özelinde, sporda çok önemli olduğuna inandığımız, “sporda risk” konusunda birçok sporcunun, çalıştırıcının ve yöneticinin yeterli bilgisi bulunmadığı bilinmektedir. Bu nedenle sporcuların, öncelikle de çalıştırıcıların ilerideki bölümlerde sıralamaya çalışacağımız bu riskleri gerek antrenman, gerekse yarışmalarda göz önünde bulundurması gerektiğini düşünüyoruz.
Özellikle antrenman sırasında yaşanan veya yaşanması gündeme gelen ama bir performans düşüklüğüne ve yaralanmaya yol açtığında fark edilen riskler çok çeşitlidir. Bu ve buna benzer risklerin, risk olduğu fark edildiğinde iş işten geçmiş olmakta, sporcu ya performans düşüklüğü, ya da yaralanma ile karşılaşmaktadır.
Yapılan bilimsel çalışmalarda istatistikler toplam kazalardaki spor yaralanmalarının oranını değişik yüzdelerle vermektedir. Atik, Ayaş, Güzeliş’in bir çalışmasında bu oran yüzde 10-15 olarak belirlenirken, Rogmans 1982’de bu oranın yüzde 21 olduğuna işaret etmektedir.
Aşağıda sporda risk faktörü oluşturan iç ve dış faktörleri değerlendireceğiz. Burada dış faktörler olarak adlandırabileceğimiz çevresel faktörlerin ve iç faktörler olarak adlandırabileceğimiz kişisel faktörlerin bizlerce yapılan bir sınıflandırmasını bulacaksınız. Ayrıca ilerideki bu sınıflandırmaya dahil ettiğimiz başlıklar altındaki konuları bilgimiz çerçevesinde daha detaylı bir biçimde açmaya çalışacağız. Bu risk konularnıda yaralandığımız kaynakları, iç faktörlerin detaylı anlatıldığı ilerideki bölümün sonunda bulabilirsiniz.

İÇ FAKTÖRLER

A.GENEL SAĞLIK DURUMU
Sporcunun yapacağı antrenman veya yarışma öncesi sağlık durumunda ortaya çıkabilecek akut sorunlar veya genel sağlık durumundaki kronik sorunlar onun performansını olumsuz etkiler. Ayrıca yaralanmalar karşısında bir risk faktörü doğurur. Örneklemeye çalışırsak, vücudun ateşli olması, solunum yollarındaki bazı rahatsızlıklar, ishal vb sürekli yaşanabilen sorunlar, sporcunun göstermesi gereken performansı sergileyememesine ve yaralanmalar karşısında risk altında olmasına neden olur.

B.PSİKOMOTOR GELİŞİM
Psikomotor gelişim bireyin doğum öncesi döneminden başlayarak yaşamının sonuna kadar devam eden ve hareketleriyle ilgili davranışlarındaki değişimleri kapsayan bir süreçtir.

Gelişim, büyüme, olgunlaşma, hazırbulunuşluk ve öğrenme kavramlarını içermektedir. Büyüme nicelikte adım adım gözlenebilen değişikliğe karşılık gelir. Olgunlaşma ise kalıtım ve çevre koşulları arasındaki etkilenişim sonucu belirgin olgunluk düzeyine ulaşmasını sağlayan biyolojik değişimler veya organizmanın temelindeki gizli güçlerin görev yapmaya hazır duruma gelmesi olarak tanımlanabilir. Yeteneklerini kullanmak, becerilerini geliştirmek için çocuğun büyüme ve olgunlaşmasının yanı sıra öğrenmeye de gereksinimi vardır. Öğrenme, bireyin çevresiyle etkilenişimi sonucu oluşan kalıcı davranış değişmeleridir. Hazır bulunuşluk kavramı da hem olgunlaşma hem de bir iş için gerekli ön yeterliliği kapsamaktadır ve çeşitli düşünsel, toplumsal ve duygusal deneyimler sonucu öğrenilenlerin gelişimdeki önemini vurgulamaktadır.

Antrenman programlarının planlanmasında ve uygulanmasında psikomotor gelişim sürecinin seyri dikkate alınmalıdır. Özellikle çocukların olgunluk düzeyi bilinmeden öğretilmeye çalışılacak becerilerin öğrenilmesi mümkün olamayacağı gibi yetenekli çocukların spordan uzaklaşmasına veya yaralanmalarına yol açabilir.

C.FİZİKSEL UYGUNLUK
Yeterli kondisyonel özelliklere sahip olmamak ve sezon öncesi kondisyon çalışmalarının yeterli derecede yapılmaması önemli bir yaralanma riskinide beraberinde getirir.

Tek’in yaptığı çalışmada yeterli kondisyon antrenmanı yapmamış futbolcularda, sakatlanma yüzdesinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir.

1.Aerobik dayanıklılık
Sporcunun yaptığı spor dalına göre etkin olan enerji oluşum sistemi, onun ortaya koyacağı performansı doğrudan etkileyen bir konudur. Bilindiği gibi bir dakikanın üzerindeki fiziksel aktivitelerde süre uzadıkça etkin olan enerji üretim sistemi aerobik enerji olmaktadır.

İşte bu noktada aerobik enerji oluşum sisteminin etkin olduğu spor dallarında, yetersiz bir aerobik dayanıklılık ile yapılacak antrenman ve yarışmalarda sporcunun gerek ortaya koyacağı performans düşük olacak, gerekse yetersiz aerobik dayanıklılık onun yaralanma riskini yükseltecektir.

2.Kuvvet
Sporcular yaptıkları spor dalına göre, o spor dalının gereksinimleri doğrultusunda ortaya bir kuvvet koyarlar. Bu kuvvet gereksinimi kimi zaman kaba/birim kuvvet, kimi zaman çabuk kuvvet, kimi zaman da kuvvette devamlılık şeklinde olabilir.

İşte, bu doğrultuda ortaya konulan kuvvetin yetersizliği, o kuvveti oluşturan kaslarda çeşitli zorlanmalar ve kopmalara neden olup bir yaralanma riski yaratacağı gibi, ortaya konulan performansın da yetersizliğine neden olur.

3.Sürat
Sürat, spor bilim dünyasında en karmaşık konulardan biridir. Sürat için gerekli olan fiziksel yapı, bugüne kadar optimal olarak tarif edilmiş değildir. Bazı spor dallarında sürat o spor dalı için vazgeçilmez ve en önemli özelliklerden biridir. Sürati oluşturan elementlerin yeterli hazırlığa sahip olmaması ve sürati etkileyen diğer elementler süratin gerektirdiği düzeyde olmamasını sağlar.

O zaman, spor dalında bu özelliği ortaya koyacak yeterli sürate sahip olmamak bir risk doğurur. Bu risk hem performansın düşmesine, hem de yaralanmaya yol açacak zorlanmalara neden olur.

4.Sportif beceri

Beceri ile daha ziyade değişik kas grupları arasında iyi bir koordinasyon sağlanarak yapılacak hareketin daha mükemmel olması sağlanır. Burada önemli olan hareketi ylapacak kas grupları arasında sağlanacak koordinasyondur. Dolayısıyla kassal bir aktivitenin kolaylıkla yapılması bir beceri ürünüdür. Bir sporcunun yaptığ ıspor dalındaki temel teknik özellikleri iyi yapabilme derecesi onun temel teknik hareketi yanlış yapmaktan doğacak risklerden uzak tutar. Bunun aksi hem sporcu hemde rakibi için bir risk oluşturur.

Sonuç olarak bu sporcunun beceri eksikliği hem sporcunun performansını olumsuz yönde etkiler, hem de yaralanma riskini ortaya çıkarır.

5.Koordinasyon

Bilindiği gibi koordinasyon, bir hareket sırasında o harekete katılan kaslar ile merkezi sinir sistemi arasında gösterilen uyumdur. Dolayısıyla bir sportif aktivite sırasında gösterilen uyumdur. Dolayısıyla bir sportif aktivite sırasında gereken çeşitli ve bir seri hareketin hızlı, akıcı ve uyumlu bir şekilde yapılması o harekete katılacak tüm vücut organlarınnın zamanlaması, ortaya konulacak performansın iyiliğini etkileyen bir faktördür. Bu noktada koordinasyon bozukluğu veya yetersizli gerek sergilenecek performansın düşmesine, gerekse hareketin amacından sapması sonucu ortaya yaralanma riski doğuracak bir hareket çıkmasına neden olabilir.

D.FİZİKSEL YAPI
Kişinin sahip olduğu fiziksel yapı, ona yapacağı spor dalında, o spor dalının gereksinim duyduğu fiziksel özelliklere göre zaman zaman dezavantaj, zaman zaman da avantaj getirebilir. Şimdi, bunları ortaya koymaya çalışalım.

1.Boy
Boy sporcular için yaptığı spor dalına göre zaman zaman avantaj, zaman zaman da dezavantaj yaratabilir. Kısa boy halter, ata binme gibi spor dallarında avantaj sağlar. Basketbol, voleybol, yüksek atlama gibi spor dallarında da uzun boy avantaj yaratır. Eskrim, kayak, uzun mesafe koşuları gibi spor dallarında ise boyun bir önemi yoktur. Eğer sporcu yaptığı spor dalına uygun fiziğe, boya sahip değilse, sporcunun boyu o zaman bir risk faktörü oluşturur.

2.Ağırlık
Yapılan spor dalı genelde belirli bir fiziksel yapıya sahip olmayı gerektirir. Bu fiziksel yapıya sahiplikteki önemli kriterlerden biri de vücut ağırlığıdır. Kimi spor dallarında vücut ağırlığının fazla olması bir dezavantaj yaratırken, kimi spor dallarında vücut ağırlığının fazlalığı avantaj yaratmaktadır. Normalin üzerindeki vücut ağırlığı örneğin dayanıklılık gerektiren spor dallarında kilogram başına düşen oksijen kullanımını azaltacağı için bir dezavantaj yaratır.

Ayrıca sıçramanın önemli olduğu alanlarda aşırı vücut ağırlığı, kişinin sırtına konmuş ağırlık gibi bir dezavantajdır. Bu ve buna benzer performans düşürücü özelliklerin dışında normalin üzerindeki vücut ağırlığı özellikle alt ekstremitelere daha fazla yük binmesine ve ub ekstremitelerin yaralanma riskini artırmaktadır. Sporcu seçimi yapılırken önceden bu spor dalı ile ilgili olarak belirlenmiş olan fiziksel yapı normların göz önünde bulundurumması, aile özelliklerinin araştırılması ve sporcunun fiziksel yapısına uygun bir branşa yöneltilmesi bu riskleri minimuma indirmeye yardımcı olacaktır.

3.Eklem stabilitesi
Sportif yaralanmalara yol açan önemli faktörlerden biri de eklemlerin stabilitesini(sabitliğini) yitirmiş olması yani instabil olmasıdır. Bu temelde eklemlerin çevresindeki kasların yeterli kuvvete sahip olmamasından kaynaklanır. Sonuçta instabil eklemler çevrelerideki tendon veya ligamentlerin yaralanma risklerini arttırır.

Stabil olmayan eklem çevresindeki kasların kuvveti arttırılarak, instabilite kompanze edilir ve böyelce tendon ve ligamentlerin yaralanma risklerini artırır.

Stabil olmayan eklem çevresindeki kasların kuvveti arttırılarak, instabilite kompanze edilir ve böylece tendon ve ligamentlerin sakatlanma riski azaltılır. Sonuç olarak diyebiliriz ki, eklemlerin yeterli stabiliteye sahip olmaması, o eklemin ortaya koyacağı performansı düşüreceği gibi yaralanma riskini de artırmaktadır.

4.Vücut yağ yüzdesi
Bilindiği gibi sporcularda vücut yağ oranı yapılan spor dalına göre değişiklikler göstermektedir. Bu noktada, yağ oranı yapılan spor dalına göre kimi zaman bir avantaj yaratırken, kimi zaman dezavantaj oluşturmaktadır. Örneğin takım oyunlarında vücut yağ oranının o spor dalı için gerektiğinden fazla olması, sporcunun sanki sırtında fazladan bir ağırlık ile antrenman veya yarışmaya katılıyormuş gibi bir durum yaratmakta ve daha fazla enerji sarfına neden olmaktadır. Bu da beraberinde yorgunluğa yol açmaktadır. Ayrıca, vücut yağ oranının fazlalığından kaynaklanan durum sporcuların bazı ortamlarda yaralanma riskini artırmaktadır.

Bir sıçrama sırasında diz ve ayak bileklerine binen yük, vücut yağ oranının fazlalağında artar. Eğer yeterli kas gücü ve bağların güçlülüğü yok ise çeşitli yaralanmaları da beraberinde getirir. Ama örneğin maraton yüzmede vücuttaki yağ oranı vücudun ısısını korumada bir avantajı beraberinde getirir.

5.Yaş
Sporcunun yaşı, yaptığı spora göre zaman zaman olumlu, zaman zamansa olumsuz riskler taşır. Büyüme ve gelişme çağındaki bir kişinin kemiklerinin uzama bölgeleri (epifiz bölgeleri) daha tam olarak kemikleşmediği için kişinin büyümesi, uzaması devam eder. Bu yaşlarda yapılan halter ve bilinçsiz ağırlık çalışmaları büyüme noktalarına darbe etkisin yapar ve büyümenin, uzamanın oluşmasını durduru. Bu tehlike büyüme bölgelerine gelen dirkt darbeler içinde geçerlidir. Judo, karate, gibi kontak sporları, futbol gibi dize bol darbe alan sporlar hep büyüme yaşındaki bir sporcu için büyümesini, uzamasını engelleyen riskler taşır.

Jimnastik, rutmik jimnastik gibi spor dallarında ise yaşın küçüklüğü bir avantaj yaratır. Gelişme başlamadığı dönemlerde vücudun esnekliği, kasların ve omurganın elastikiyeti çok yüksektir. Bu özellikler de jimnastik, ritmik jimnastik gibi sporlarda bir avantaj yaradır.

Medical Tribune tarafından doktorlar arasında yapılan bir ulusal kamuouyu yoklamasında, doktorların yüzde 40,5’inin uygun denetim olduğu taktirde 15 yaşın altındaki çocukların vücut temaslı sporlara çok zarar görmeyeceği, yüzde 43,5’ise rekabetin netelikli olmadığına dikkat çekmiştir. Carlı Lendrgren’in belirtitği gibi 15 yaşın altında çocuklarda kaburga, kafası kemikleri oldukça kırılgın yapıdadır; vücut olgunlaşmamıştır; deri kolayca incinebilir ve yırtılabilir.

Kas kuvveti yaş ilerledikçe artan bir özelliktir. Örneğin 5 yaşından 30 yaşına kadar vücudun kas kitlesi yüzde 7,7’den, yüzde 8,5’e çıkarken; kas kuvveti 9’dan, 14’e çıkmaktadır. Yaş ile kas kuvvetindeki artışın bir diğer göstergesi de 8-9 yaşındaki bir çocuğun kendi vücut ağırlığının 1/3’ünü tek elle kaldırıp birkaç adım atabilirken, 12-13 yaşında bu miktarın iki katını, 16 yaşında ise kendi vücut ağırlığı kadarını kaldırabildiği belirlenmiştir. Dolayısıyla yaşın küçüklüğü kas kuvveti için bir dezavantaj yaratıp, sergilenecek performansı düşürür.

6.Cinsiyet
Fizyolojik açıdan egzersize uyum sağlama ve performansta ulaşılan düzey bakımından kadın ve erkek arasında farklar bulunmaktadır. Vücut yağ oranı erkeklerde, kadınlardan daha düşüktür. Oksijen kullanma kapasitesi kadınlarda erkeklerden daha düşüktür.. Kadınlarda eklem ve bağı yapıları daha incedir. Bu incelik esneklik özelliğinin kadınlarda, erkeklerden daha fazla olmasını getirir. Kadınlar erkeklerden daha az terleyerek, daha az su kaybına uğramaktadır.

Genellikle kadınlar kendi fizyolojik sınrılarını erkeklerin yaptığı gibi sonuna kadar zorlamazlar. Yani psikolojik sınır (insanın yapabileceğini hissettiği) ile fizyolojik sınır (insanın fiziksel ve fizyolojik olarak en üst düzeyi) arasındaki uçurum vey afark kadınlarda erkeklerden daha büyüktür.

Yapılan araştırmalarda kadınlarda spor yaralanmaları ve oranları erkeklere oranla daha düşük görülmektedir. Dolayısıyla cinsiyet sakatlanma riski açısından kadınlar lehine görülmektedir. İşte bu nedenlerden ötürü, kadınlar spor alanlarında erkeklerden daha az risk alırlar.

7.Önceki sakatlanmalar
Sporcu için önemli bir yaralanma riski de daha önceden geçirmiş olduğu bir yaralanmadır. Önceki yaralanan bölge, iyileşme durumu ne olursa olsun düşük bir yüzde de olsa bir yeniden yaralanma riski taşır.

Ayrıca önceden yaralanmış veya operasyor geçirmiş bir bölgedeki kasların zayıflaması ve yeterli reedükasyon, programının uygulanmaması da yaralanma riskini arttırır.

8.Kas gerginliği, sıklılığı
Fiziksel aktivitenin içinde kas belirli bir elastikiyette olmalıdır. Eğer bu elastikiyete sahip değil ve sertleşmiş ise bir risk oluşturur. Belirli kasların sertliği halinde spor dallarına göre değişen yaralanmalar ortaya çıkar. Örneğin, hamstring grubunun sertliğinde tendinit ve patellofemoral sorunlar; triceps surae’de aşil tendiniti(kasları kemiklere bağlayan tendonların, iltihaplanması); iliotibial bant sertliğinde ise iliotibial bant sürünme sendromu gelişebilir.

İşte, bu kasların sertliği hem yaralanma riskini arttırır, hem de eklem hareket açısını belirleyen öğelerden birisi olan elastikiyet kaybolduğundan ortaya konan performans düşer.

9.Alt ekstremitenin (Kalça/bacak/diz/ayak) zayıflığı
Yapılan araştırmalarda en çok sportif yaralanmanın alt ekstremitelerde görüldüğü belirlenmiştir. Bacağın kalça eklemindeki belirli bir pozisyonda yinelenen aşır ızorlanmalarında ortaya bazı sorunlar çıkar. Bu sorunlar kasların insersiyonlarında, gerek tendonlarda, gerekse kemikte yapısal bozukluklara neden olabilir. Burada kas-kiriş-eklem yapılarındaki dokularnı değişik şiddetteki zorlanmalar karşısındaki dayanıklılık dereceleri, sınırları, ayrıca işlevles yeterlilikleri önem kazanır.

Yana doğru eğilimli arazilerde koşmak ayağı pronasyona zorlar, yokuş yukarı koşularda aşil tendonuna fazla yük biner, yokuş aşağı koşularda ise ayak topuğuna yük biner. Kalça, diz ve ayak bağlantısındaki düzensizlikler, alt ekstremitelerin aşırı zorlanmasına ve belirli noktaların fazla yüklenmesine neden olur. Pronasyonlu ayak, pes planus (düz tabanlık), pes kavus, aaaatarsal varus, tibia vara,g enu valgum, patella alta, femur boynu anteversiyonu gibi düzensizlikler; yürüme ve koşma siklusunda yer alan fazların işleyişine engel olur ve böylece normal biyomekanik işlevi bozan yapısal düzensizlikler oluşturur.

İşte, bu ve buna benzer sorunlar yüzünden sporcunun alt ekstremitelerinin yeterli oranda güçlü olması gerekmektedir. Bunun aksi yaralanmalara yol açıcı bir ortamı hazırlar.

10.Alt esktremitenin eşitsizliği
İki bacak uzunluğu arasında 20 mm’den daha fazla bir fark olması önemli bir biyomekanik bozukluğu beraberinde getirir. Bu farklılık tüm alt esktremitede bir risk doğurur. Kalça rotatör ve addüktör kaslarının fonsksiyon görmesi güçleşir. Bu da beraberinde gerek performans düşüklüğünü, gerekse yaralnama riskini getirir.

11.Aşırı kullanma (Overuse)
Spor yaralanmalarına yol açıcı önemli etkenlerden biri de aşırı kullanımdır (overuse). Aşırı kullanmaya bağlı yaralanmalar, giderek artan bir yaralanmaya yol açar. Başlangıçta belli belirsiz bir ağrı ile yolan çıkan olay, ardından artan ağrı ve fonksiyon kaybı şekliyle ortaya çıkar.

Aşırı kullanım (overuse) yaralanmaları kas-tendonda tenisci dirseği (tenniselbow); tendonda, aşil tendiniti (achilles tendonitis); bursa’da omuz bursidi (shoulder bursitis) ve kemikte de stres kırıkları (stress fracture) şeklinde ortaya çıkabilir. Bu hem sergilenecek performansı düşürücü, hem de yaralanma riskini yükseltici bir durumdur.

12.Az kullanma
Spor yaralanmalarına yol açıcı ve performansı düşürücü etkenlerden biri de az kullanımdır. Yapılan spor dalında vücudun bazı bölümlerinin veya taraflarının (sol el/sol ayak) az kullanılması, sporcuların ve bazı çalıştırıcıların o bölgeleri veya tarafları yeterli oranda hazırlanmamasını getirir. Örneğin futbolda vücudun üst tarafı, göğüs, kafa gibi bölgeler, sağ ayağını kullanılan bir futbolcu için sol ayağı. Sağ elini kullanan bir basketbolcu, voleybolcu veya hentbolcu için sol eli, zayıf bölgeleri ve taraflarıdır.

Yarışma veya antrenman sırasında bu az kullanılan bölge veya taraf yarışma veya antrenman sırasında kullanılma zorunda kalırsa, yeterli hazırlığı olmadığından hem sporcunun performansını düşürür, hem de yaralanma riski doğurur.

13.Fiziksel kusur
Sporcunun fiziksel yapısındaki bazı kusurlar onun çeşitli riskler altında olmasını getirir. Postüründeki bozukluklar, kas yapısındaki ve kemik yapısındaki bazı olumsuzlukalr onun performansını etkiliyebileceği gibi, yaralanma riskini de arttırır.

E. PSİKOLOJİK FAKTÖRLER
Günümüzde genel olarak bireyin sağlıklı ve verimli olmasını etkileyen nedenler arasında psikolojik faktörlerin giderek önem kazandığı görülmektedir. Ruhsal ve fiziksel işlevler ile performans kapasitesi arasındaki yakın ilişki göz önüne alınmadan yapılan antrenmanlar ve yarışmalar, sporda performansı sınırlayna ve yaralanmalara yol açan nedenlerin bışında gelmektedir.

Performansı etkileyen faktör, genellikel sporcunun kişiliği ve motivasyonundan kaynaklanır. Bu nedenle, sporcu adayanın önce seçiminde ve daha sonra yapılan antrenmanlar esnasında, performansını etkileyen faktörlerin saptanması ve giderilmesine özen gösterilir. Spor yaralanmalarının oluşum nedenlerinden biri de psikoloik nedenlerdir. Bu durumun bilinmesi ve ortadan kaldırılması spor yaralanmalarındaki bir oluşum nedenini ortadan kaldırabilir. Ayrıca bilindiği gibi kaygı, depresyon, nevrotik vb. durumlarda sporcuların başarıları olumsuz yönde etkilenir. Sporcunun zaman zaman ortaya koyduğu kontrolsüz, saldırgan ve riskli davranışlarının nedenlerini iç şartalra (psikofizik) bağlamak gerekir. Spor yaralanmalarının meydana gelme olasılığını artıran ve sporcunun performansını olumsuz yönde etkileyen kişilikle ilgili psikolojik durumlar; duygusal nedenler, zihinsel nedenler ve sensomotrik (duyu-hareket) nedenler olarak üç ana başlık altında ele alınabilir.

1.Kişilik
Farklı kişilik özelliklerine sahip sporcularla antrenman yapmak ve yarışmalarda başarıyı yakalamak antrenörleri oldukça zorlayan bir konudur.

Kişilik bir insanı başkalarından ayıran bedensel, zihinsel ve ruhsal özelliklerin bütünü olarak değerlendirilmektedir. Bir başka deyişle kişilik kavramından, bir insanı nesnel (objektif) ve öznel (subjektif) yanlarıyla diğerlerinden farklı kılan duygu, düşünce, tutum ve davranış özelliklerinin tümü anlaşılır. Kişilik çok yönlü ve karamaşıktır. İrade, zeka, duygu, heyecan, mizaç, biyolojik yapı, soya çekim, çevre etkileri, sosyoekonomik etkenler gibi pek çok özellik kişiliğin içinde yer alır. Bireyin kişiliğini sadece sahip olduğu bu özellikler değil, aynı zamanda bu özelliklerin bireyin içinde yaşadığı ortamda bıraktığı izlenimler belirler. Bunun en belirgin kanıtı, aynı bireyin, çeşitli toplumlarda, aynı toplumun çeşitli kesimlerinde ve aynı kesimin çeşitli bireylerinde birbirlerinden farklı, hatta çelişkili şekilde algılanması, yargılanması ve değerlendirilmesidir.

Sporcuların kişilik özelliklerine bağlı olarak spora yönelme sebepleri, sporda beklentileri, antrenman yüklenmelerinde gösterdikleri sabır ve gayret ile yarışmalardaki zor koşullarda etkilenme şekil ve düzeyleri farklıdır. Eğer antrenör sporcuların kişilik özelliklerinin ve bu özelliklerini performansla ilişkisinin farkında ise kişiliğin performansı engelleyici bir faktör olması riskini azaltabilir.

Spor dünyası sürekli “en yüksek performans” kavramı üzerine kurulu olduğun için, sporcu kişiliğinin “ruhsal ve fiziksel bütün güçlerini kullanarak en yüksek performansa ulaşmaya hazır ve buna ulaşmak için gerekli fedakarlığı yapmaya uygun” bir kişilik olması gerekir. Pek çok yetenekli sporcu duygusal açıdan, spordaki psikolojik zorlanmalara direnç gösteremedikleri için beklenen performansa ulaşamamakatdır. Yetenek seçiminden başlayarak, sporcunun kişilik özelliğine uygun spor dallarına yöneltilmesi ya da performans sporuna uygun olap, olmadığının tespit edilmesi gerekir.

2.Motivasyon
Sportif yüksek performansın elde edilmesi için sporcunun uzun ve yorucu anternanlara sabırla katlanması ve ulaşmış olduğu performansı zorlu yarışma koşullarında (rakib, seyirci, hava koşulları vb) sergileyebilmesi onun motivasyonu ile ilgilidir.

Kişiliğin oluşmasında, biçimlenmesinde tutum ve davranışı başlatan, açığa çıkaran, sürdüren, yönlendiren bilinçli ya da bilinçsiz etkenlere güdü veya motiv denir. Güdülerin etkisi ile oluşan sürece de güdülünme veya motivasyon denir. Motivasyon fizyolojik süreçleri, davranışın sosyal belirleyicilerini, psikolojik ihtiyaçları, güdülenmeleri ve heyecanlarla ilgili etkileri bünyesinde toplar. Güdülenmeler öğrenme deneyimleri yoluyla bütün davranışları ile ilgilidir. Bazı güdülenmeler olumlu, bazıları da olumsuzdur. Spor karşılaşmalarında birçok olumlu ve olumsuz güdülenmeler iç içedir.

Sporcunun fizyolojik ve psikolojik açıdan yarışmaya hazırlıklı olması için yeterli bir motivasyon düzeyinde olması gerekir. Mütivasyon düzeyinin yetersizliği “start tembelliği” durumuna yol açar. Bu durumdaki sporcu sahip olduğu performans düzeyini sergilemede isteksizdir. Nedensiz bir yorgunluk ve aaaifsizlik hisseder. Motivasyon düzeyinin aşırı olması ise “start telaşı” durumuna yol açar. Bu durumdaki sporcu ise kendisini aşırı gergin hisseder, sinirli ve telaşlıdır, davranışları kontrolsüzdür.

Kaygı, motivasyonu olumsuz yönde etkileyerek, sporcunun kendisini aşırı zorlama içine atmasın abelki de sakatlanmasına yol açabilir. Motivasyonu performansı olumlu yönde etkileyecek şekilde kullanabilmek için antrenörün sporcularını yakından tanıması, onların ilgi ve gereksinimleri hakkında doğru bilgilere sahip olması gerekmektedir.

3.Benlik

Bir kimsenin kendisi ile ilgili düşünceleri ve çevresindekilerin kendisiyle ilgili düşündüğünü sandığı kanıların bütünü onun benliğini oluşturur. Olumlu benlik bilincinin gelişebilmesi için çocukluktan itibaren koşulsuz sevgi içcinde bulunması gerekir. Pangrazi, benlik kavramını kişinin iç dünyasını oluşturan, düşünceler, tutumlar, değerler ve yorumlar olarak tanımlar. Benlik kavramı, bireyin kendi kişiliğine ilişkin kanaatlerinin toplamı, bireyin kendini tanıma ve değerlendirme biçimidir. Bireyin kendini kavraması, kim ve ne olduğunu, bir insan olarak nitelikleri, sorumlulukları, amaçları, inançları ve bilinçli olarak elde ettiği değerleridir. Benlik kavramı, insan davranışında önemlidir ve olumlu benlik kavramı kişinin uyum işlevleri ve mutlu yaşamı için gereklidir.

Çocukluktan başlayarak bütün yaşam boyu insanın çevresinde bulunan kişilerle kurduğu ilişkiler, iletişim ve etkileşim bu gelişmede bir yandın bireyin toplumsallaşmasını, öte yandan kendi benliğini tanımasını sağlar. Ben kimim, neler yapabilirim, amacım nelerdir, gibi sorulara verilen yanıtlar sonucunda kişinin benliği ortaya çıkar. Kişinin kendisini olduğu gibi görebilmesi ve gerçekçi olarak istediği gibi değerlendirip kabullenmesi başarılı ve mutlu olmasını engeller. Yetenekli bir sporcu kendisini veya yeteneksiz bir sporcu, yetenekli olduğunu düşünerek başaramayacağı görevler almak isteyebilir.

Antrenörler, özellikle genç sporcuların başarısızlıkları durumunda, benliklerinin zarar görmemesi ve kendilerine olan güvenlerini yitirmemeleri için eleştirilerinde dikkatli olmalıdır.

4.Algı

Genel olarak algı iç ve dış dünyamızını farkında olmaktır. Duyu organlarımız aracılığı ile almış olduğumuz uyarıcıların belirli bir kısma algılanır. Aynı çevredeki iki ayrı kişi farklı şeyler algılayabilir. Algılar kişinin deneyimleri, öğrenmeleri, dikkatinin yönü ve duygularından etkilenir.

Algı bireyin beş duyu organı ile çevreden, derin duyu organları ile vücudundan gelen uyarıcılar aracılığı ile edindiği izlenimlerin bilinç düzeyine ulaşmasıdır. Algılama etkinliği ile sporcu, yaptığı işi bu işin önemini, rakiplerin durumunu, uygulaması gerektiği taktiği kavrayabilir. Bir sporcunun öncelikle kendi bedenini algılaması gerekir. Beden algısı, bedenin şekli, ölçüsü, kol ve bacakların konumu, yapısı, hatta eklemlerin hareket genişliği ve mekan içindeki hareket yönlerini kapsar. Bunun yanında mekan algısı, zaman algısı ve hareket algısı spordaki performansı etkiler.

Mekan algısı, spor ortamına katılna nesnelerin şeklini, sbüyüklüğünü, uzaklığını ve yönünü bildirir. Zaman algısı, hareketlerin zaman birimi içerisinde düzenlenerek, ritmik bir olaya dönüşmesi sayesinde bir anlam kazanır. Hareket algısı, hem başkalarını hem de sporcunun kendi hareketlerinin algılanmasını kapsar. Aşağıdaki yanlışlıklar beklenen performansa ulaşma ve yaralanma riskleri içinde yer alır.

Algıların her biri duyusal uyarımlardan gelip çabuk şekilde oluşan organize edilmiş, yorumlanmış şeylerdir ve bir kimsenin eski deneyimlerinden,g eçmişinden ve öğrenmelerinden yapılanmış olarak hafızasına yerleştirilmiş olur. Sporcunun heyecan durumu ve dikkatinin yönü algılarını geniş ölçüde etkilemektedir. Örnek olarak tenis oynayan biri topa vurmaya ve pozisyon almaya kendini o kada verebilir ki, rakibin pozisyon değiştirdiğini algıyalamaz hale gelebilir . Futbolda pas bekleyenler bazen karşılarındaki savunma elemanından sıyrılmaya kendilerini o kadar kaptırırlar ve acele ederler ki, topu yakalamaya pek az dikkat sarf ederler ve topu kaçırırlar. Dikkat ve dolayısıyla algı bir bakıma ayırdedici bir özelliktir. Bir kimsenin dikkatini odakladığı yön ve motivasyonu onun algılayaşıni etkiler. Çevreninkişi tarafından algılanışı sters üzerinde de etkili olmaktadır. Dış dünyanın kendisinin değil de bizim onu algılayış şeklimizin stres kaynağı olduğunu ileri sürenler bulunmaktadır. Deplasmanda oynayan bir sporcu sahayı, seyirci veya hakemi performansını engelleyici bir faktör olarak algılıyor ise kendinden daha zayıf bir rakibe yenilebilir.

Algı tek bir uyarının değil pek çok uyarının hızlı bir şekilde yorumlanmasına dayınır. Özellikle yarışma ortamında uyaran sayısı daha da artar, buna karşılık başarı için çok çabuk ve artarda doğru algılamalar yapılması gerekir.

5.Konsantrasyon

Konsantrasyon dikkatin bir noktada odaklanması anlamına gelir. Spor hareketlerinin öğrenilmesinde ve bu hareketlerin yarışma ortamında doğru olarak uygulanabilmesinde dikkatin bir noktada yoğunlaşabilmesi gerekir.

Düşünme, algılama ve hayal etmede meydana gelen psikolojik fonksiyonların bilinçli bir şekilde harekete geçirilmesi dikkat olarak tanımlanır. Dikkati toplama yeteneği, bireyin korteksinde baskın uyarılma evrelerinin oluşturulmasına ve bu faaliyete katılmayan merkezlerin baskı altına alınmasına dayanır. Beyin merkezine gelen bir uyarının, o merkeze komşu diğer merkezlere yayılma özelilği vardır. Örneğin basket topunu sepete atmak için ilgili merkezlere gelen bir uyarı, o kaslara komşu diğer kasların merkezlerini de uyarır. Bu uyarılma sonucu, harekete katalması gereksiz kaslar da kasılır ve harekete katılırlar. Bu duruma irradrasyon denir. Böylece hem hareketin koordinasyonu bozulur hem de daha çok sayıda kas çalıştığı için spocu daha çabuk yorulur. Konsantrasyon, irradrasyonun tersidir. Bir uyarının, yeterli sıklık ve şiddette yinelenmesi, onun çevreye yayılma özelliğini azaltır ve zamanla tamamen ortadan kaldırır. Kişinin yapmakta olduğu işe duyduğu ilgi ve istek onun dikkatini toplama yeteneğini belirler. İlgi duyuluan bir faaliyet istekle yapıldığında konsantrasyon daha kolay sağlanmakta ve uzun süre devam edebilmektedir.

Sporcular konsantrasyon veya dikkatlerini oyunun kendisinden daha başka konu ve problemlere yöneltirlerse, oyunun gidişine bağlı olarak görevlerini başarıyla yerine getirmede, iyi bir performans ortaya koyamazlar. Çünkü oyuncular sınırlı olan konsantrasyon veya dikkat kapasitelerini farklı konulara kaydırırlar, farklı yöntelre kaydırılan enerji oyun içindeki performansın yerine getirilmesinde verimli bir şekilde kullanılamaz. Yüksek kayfı durumunda olan sporcular konsantrasyonlarını rakplerinin ne kadar iyi olduğuna kaydırarak kendi becerilerini başarıyla yerine getirmede zorluk çekebilirler ve performansları bozulabilir. Bir antrenman maçında, müsabakaya göre çok daha az nöröfizyolojik enerji harcanır. Genç bir sporcunun dikkatini toplama yeteneğinin iyileştirmek isteyen antrenör, öncelikle o sporcuya özgü dikkat düşüşünü tespit etmelidir. Şartların uygun olması durumunda, kısa molalar vererek soprcunun harcadığı enerjiyi yerine koymasına fırsat verilmelidir. Mola ve yüklenmelerin düzenli olarak birbirini takib etmesi durumunda., harcanan enerji tekrar sağlanabilir.

Konsantrasyonu sağlamada güçlük varsa öncelikle bunun sebebini belirlemek gerekir. Motivasyon eksikliği, duygusal ve zihinsel çatışmalar, hastalık durumu, monoton antrenmanlar veya aşırı yüklenmeli antrenmanlar, korku ve otonom sinir sistemi bozuklukları gibi pek çok neden dikkatin bir noktada odaklanmasına engel olabilir.

6.Rekabet ve hırs
Sporcu yarışmalar sırasında başarılı olabilmek için rakibiyle rekabet içindedir. Aslında sporcu her yarışmada aynı zamanda kendisiyle ve çevresiyle yarışır.

Çocuklardaki hareket zorlamasının özel bir ifade şekli de rekabettir. Psikolojik bir güdü olan rekabet, çocuğun kendini başkalarıyla karşılaştırma, kendi yeteneklerini değerlendirme ihtiyacaından doğar. Rekabet ayrıca verilen durumların üstesinden gelebilme merakı olarak da ortaya çıkar. Spor disiplinlerinin sınırlı olması ve rakiplerin güçlerinin birbirine yakınlığı, resabeti artırırken, sters de, sbuna paralel olarak artara. Rekabet, organizmanın uyarıcılarını maksimum kapasite ile çalışması için çoğunlukla en üst düzeye yükseltirken,yarış ortamı da sporcuların önceden var olan yüzeye çıkmamış rekabet duygularını kamçılar. Sporcu yarışa sadece fiziksel kapasite ile değil, duygu ve düşüncelerini içeren psikolojik durumlarıyla da katılırlar. Rekabetin bir yandan kuvvetli bir güdülünem aracı olduğu, sbirçok yarışmalar için optimal düzeyde göstermelerini sağladığı belirtilirken, diğer yandanda aynı yarış ortamının düşük ve yüksek kaygılı sporcuları rekabeti ne pahasına olursa olsun kazanmak noktasında yaşarlar. Bu durumda hırsla hareket ederler. Hırs duygusu sporcunun kendisine ya da çevresine zarar verecek şekilde davranmasına yol açtığından istenmemektedir. Ancak mücadeleci ve azimli olma yerine hırslı olma antrenörlerce yanlış olarak sıkça kullanılmaktadır. Hırslı oynamak üzere talimat sporcular tehliaaai göze alırlar, koordinasyonu bozuk davranışlar, çarpışmalar, faullü hareketler artar. Yaralanmalar ortaya çıkabilir ve performans riske girebilir.

Kondisyon yeteneklerinin düşüklüğü, vücut ölçülerinin yapılan spor türüne uygun olmaması veya antrenmansızlık gibi sebeplerden dolayı, sporcunun başarı ihtimalinin başından beri düşük olduğu durumlarda, rekabetten kaçınmak gerekir. Rekabet güdüsü bilinçli bir sev ve idareye ihtiyaç gösterir. Aksi taktirde algı bozuklukları, hatalı ve yanlış davranışlar, koordinasyonu bozukluğu sonucu istenen performansa ulaşmak güçleşir.

7.Riski göze alma
Bazı sporcular çoğu zaman tehliaaai göze alan davranışlarda bulunurlar. Genelde bu davranışlar seyirciyi coşturur ve medyada geniş yer alır.

Bir eylem, amaçlanan bir hedefin bulunması, fakat aynı zamanda mevcut araç ve imkanların bu hedefe ulaşmak için yeterli olup olmadığı konusunun belirli olup olmaması halinde riskli olarak değerlendirilir. Sporcuların bazılarında kişilik özelliği olarak tehliaaai göze alma eğilimi bulunabilir. Ama bunun dışında spor ortamında riski göze almaya yol açan birçok sebep bulunur.

Sporcular başarısız olmama ve kendisine gösterilen ilgiyi devam ettirme gayreti sonucunda, mevcut yeteneklerine uygun düşmeyen aşırı riskli eylemlerde bulunabilirler. Antrenörün gözüne girme isteği, seyirciye hoş görünme, riskli davranışlarda bulunan bazı sporculara özenme, aşırı motivasyon, rakibe duyulan öfke veya yenilgiyi kabullenmeme sporcunun riski göze alma davranışına yol açan diğer nedenlerdir.

Riskli davranışlar aslında nadiren olumlu sonuçlar getirir. Genellikle performansı olumsuz yönde etkiler ve yaralanmalara yol açabilir. Antrenörler sporcuların uzun ve sağlıklı bir spor yaşamı için, riskli hareketleri özendirecek söylem ve davranışlardan kaçınmalıdırlar.

8.Saldırganlık
Günümüzde saldırganlık sporla ilgili olarak artan bir şekilde gündeme gelmektedir. Normal yaşantıda saldırgan davranışlar değişik nedenlere yapılan çeşitli engellemeler sonucu ortaya çıkarken; sporda başarı rakibin engellemesine bağlı olduğundan kurallara bağlı olarak buna izin verilir. Kuralları ihlal ettiğinde rakibine ya da kendine zarar vereceğinden cezalandırılır.

Saldırganlığın, biri kişi veya nesnesinin zarar görmesi şeklinde anlaşması konusunda büyük ölçüde bir birliktelik mevcuttur. Gabler, sporta engelleme ve zarar verme ayırımını yapar. Spor dalına özgü kurallar çerçevesinde bir engelleme söz konusudur ve bu sporcular tarafından karşılıklı olarak beklenir. Kurallar ihlal edildiği noktadan itibaren saldırgan davranışa geçiş gerçekleşir. Kurallar ne kadar kadı, normal ne kadar bağlayıcı ve beklentiler ne kadar yükaaaae, hayal kırıklığığna uğrama tehlikesi de o oranda büyük olur. Saldırganlık dolu eylemlerden kaçınmak için yüklenme ve hayal kırıklığı yaşantılarını tahammül edilir bir çerçevede tutmaya ve başarılı olma yaşantılarını ön plana çıkarmaya gayret edilmelidir.

Bazı sporcular saldırgan davranışlarad bulunmaya eğilimlidir. Böyle sporculara, özellikle (savunma oyuncuları gibi) rakipte temas halinde olmaya gerektirecek görevler verildiyse yaralanma veya ceza alma riski artar. Bazı sporcularda yer değiştirmiş saldırganlık görülebilir. Bu durumda sporcu kızgınlığını esas kaynağına değil de başka kişi veya nesnelere yöneltebilir. Antrenörüne kızan bir sporcu, yaptığı bir hatalı pası bahane ederek takım arkadaşlarına bağırabilir ya da hakeme kızan bir sporcu kendine dönük bi saldırganlık gösterebilir. Suçluluk, hayal kırıklığı, pişmanlık kendine dönük saldırganlığın sebepleridir. Özellikle genç sporcuların da duyguları yaşamasına izin vermeyecek bir diyalog geliştirilmelidir.

9.Kaygı
Kaygı eski Yunanca’da endişe, korku, merak anlamında kullanılan “anxietas” sözccüğünden gelmektedir. Kaygı tedirgin edici bir duygudur. 1966 yılında Spielberger kaygıyı geçici bir durum olark” durumluk kaygı” ve sabit bağlantılı bir kişilik özelliği olarak “sürekli kaygı” diye ikiye ayırmıştır.

Köknel’e göre, bireyin bilinçli tehlike karşısında verdiği tepkiye korku, bilinç dışı çatışmaya bağlı olarak duyulan iç tehliaaae karşı gösterilen tepkiye de kaygı denilir. Durumluk kaygı sıkıntı tasa ve gerginlik ile karakterize olan acil durumu göstermektedir. Sürekli kaygı ise belirli durumları tehlikeli veya tehdit edici loarak algılama eğilimi göstermekmtedir ve bu sporcunun kişilik yatkınılğı olarak ele alınmaktadır. Sporculardaki sürekli kaygı, karşılaşılan olaylarda, onların değişik durumluk kaygı düzeyleri ile yanıt göstermelerine neden olmaktadır.

Kaygının insan davranışlarına olumlu ve olumsuz etkileri varıdr. Olumlu olarak daha yüksek bir başarı için güdüleyici ve hazırlayıcı, olumsuz olarak da hareketin kısıtlanması, düşük başarı ve çekinme şeklinde etkilerini gösterir. Yüksek düzeyde durumluk kaygı performansı bozmaktadır. Buna karşılık düşük düzeyde durumluk kaygıya sahip olan kişi, başarılı olmak için motivasyonu eksikliği göstermektedir. Yapılan araştırmalar sporcular için yarışmaların kaygı yaratan durumlar olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durumun sonuca etkisinin olumlu veya olumsuz olması, kişilik yapısı, yaş, cinsiyet, yaşam koşulları, deneyim ve çevre koşulları gibi pek çok faktöre bağlıdır. Sürekli kaygı düzeyi yüksek olan sporcuların, durumluk kaygıyı diğerlerine göre daha fazla yaşadıkları, bunun da performansı engelleyici bir faktör olabileceği kabul edilmektedir.

10.Korku
Freud korkuyu bir tehlike karşısında bireyin gösterdiği tepki şeklinde ifade eder. Korku çok çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir. Sporda yaşanılan korkuların büyük bir kısmı spor ortamından kaynaklanır ve öğrenme sonucu ortaya çıkar. Pragman’a göre korku, zararlı olarak sıhhatlililğe yöneltilmiş uyaranan algılanmasını gerektirir. Korku tehlikeli ve stres vericidir. Korku fizyolojik tepkileri genelleştirir. Pongardz, korku tepkisi vermeye yönelik doğuştan bir yatkınlığn varlığına dikkat çekmiştir. Bu yatkınlığa bağlı olarak, her kişide hayatı boyunca farklı bir korkuyu değerlendirme kalitesi gelişir. Sporcuların yaşadıkları korkuları; kazanma ve kaybetme korkusu, reddedilme korkusu, sakatlanmalardan korkma, saldırganlık korkusu, beklenti korkusu olarak sıralamak mümkündür.

Cratty, sportif yarışların sonuçlarına nasıl katlanılacağının öğretilmesine ve ortamın suni yarışma ortamı olduğunun kabul edilmesine rağmen, başarısız sonuçlara katlanmanın her zaman kolay olmadığını belirlemektedir. Her sporcunun az da olsa kaybetme korkusu vardır. Bunun kaynağı, çocukluk deneyimleri başta olmak üzere, birçok nedenle bağlı olabilir. Özellikle çevresi tarafından sürekli olarak kazanması beklenen sporcular ya da kendisinde böyle bir benlik geliştirmiş sporcularda kaybetme korkusu çok sık yaşanır. Bazı sporcular ise kazanmaktan korkaklar ancak bu korkularının bilincinde değillerdir. Kazanma korkusu ilgi odağı olmak isteyecekleri gibi sebeplerden de kaynaklanabilir. Özellikle kazanma korkusunu tespit etmek için antrenörün çok dikkatli olması gerekir.

Davranış ve performansın başkaları tarafından değerlendirilmesi halinde, spordaki sosyal durumlarda başarısız veya rezil olma korkusunun teşvik edilmesi tehlikesi ortaya çıkar. Tüm insanlarda var olan sevdikleri insanlar tarafından reddedilme korukusu sporcularda ilave olarak, antrenör, seyirci ve medya tarafından reddedilem koruksu olarak yaşanmaktadır.

Tüm sporcuların sağlıklarına dikkat etmeleri ve sakatlanmaktan kaçınmaları gerekir. Ancak bazı sporcularda bu durum aşırıya kaçarak korku yaratabilir ve performansı olumsuz etkiler. Benzer şekilde bazı sporcularda karşısındaki oyuncuyu sakatlama düşüncesi de korku yaratabilir. Sporcular gerek kendileri gerekse rakibinin saldırganlığından dolayı da korku yaşayabilirler.

Düşük ve orta şiddette olan korkuları zihni olarak kontrol altında tutabilen istikrarlı kişilğe sahip olanlarda korku, bazen performansı artırıcı yönde bir etki gösterebilir. Bu duruma çoğunlukla, kondisyonla ilgili konularda rastlanır. Buna karşılık jimnastik ve oyun oynama gibi koordinasyon ve taktiğe gerek gösteren faaliyetlerde korku, performansı düşürür. Korkuyu azaltmaya yönelik olarak yapılacak ilk şey, korkunun bilincine varma, başka bir deyişle korkuyu itiraf etmektir. Korkuya neden olan konularda bilgi verilmesi korkuyu azaltmanınbaşka bir yoludur. Sporcunun kendisini, rakibini oyun içinde kendi görevlerini, seyirciyi ve hatta hakemi yeterince tanıması ve hedeflerini açık ve uygun bir şekilde belirlemesi korkunun performansını engellemesini ortadan kaldıracaktır.

11.Stres
Stres, organizmanın bedensel ve ruhsal olarak zorlanması sonucu ortaya çıkan ve hem psikolojik hem de bedensel rahatsızlıklar şeklinde yaşanan birdurumdur. Organizmanın stres yaratan durumlara gösterdiği psikolojik tepkileri, kişilik özellikleri ve çevresel faktörlere bağlı olarak farklı biçimlerde yaşanmaktadır. Sporcu gerek antrenmanlar gerekse yarışmalar nedeniyle sürekli olarak stres yaratabilecek ortamlar içindedir. Özellikle sporcuların fiziksel kapasiteleri, teknik ve taktik düzeylerinin oldukça yakın olduğ önemli müsabakalarda başarı stresle başa çıkabilmeyi başaran tarafın olmaktadır.

Connan’a göre insan organizmasının, kendisini saran dış çevrenin etkisi altında iç ortamını belirli bir sınır içinde sabit tutması zorunludur. Bu da sempatik ve parasempatik sinir sistemi parçalarının karşılıklı dengesi ile mümkün olmaktadır. Homeostasis sınırı denen bu sınır içinde meydana gelecek dalgalanmmalar, ferdin özelliklerine ve dışarıdan gelen etkinin cinsine ve şiddetine bağlı olmakta,bu sınır aşıldığında stres ortaya çıkmaktadır. Ancak sadece çevre strese neden olmaz, çevrenin nasıl algaılandığı strese neden olmaktadır. Stres kişiye çevre taraffından yüklenilen istemler ve ub istemlerin kişini algılaması ile kişinin bu istemlerle başa çıkabilmesi için kendisinde var olduğuna inandığı kapasiteleri arasındaki dengesizlikten kaynaklanmakatıdr. Bu nedenle sporcuların aynı yarışma ortamı içinde stresi yaşama düzeyleri ve verdikleri tepkiler ile bunun performanslarnıa etkileri farklıdır.

Antrenörler, stresi sporcuların performansını engelleyici bir faktör olmaktan çıkarmak istiyorlar ise öncelikle sporcularını çok iyi tanımalı ve stres yaşama nedenleri ile düzeylerini tespit etmelidirler. Sporcunun kendini baskı altında hissetme nedenleri ortadan kaldırmaya çalışılmalı, gerekiyorsa psikorealaksasyon yöntemleri (prograsif relaksasyon, biofeed-back, otojenik antrenman, transandantal meditasyon, hipnoz vb) kullanımalıdır.

12.Psikolojik yüklenmeler
Yüksek performansa yönelik bütün sportif faaliyetlerde fiziksel yüklenme yanında psikolojik yüklenmeler de söz konusudur. Sporcuların psikolojik yüklenebilirlikleri farklı farklıdır. Aynı durum değişik sporcularda kişilik özelliklerine ve deneyimlerine bağlı olarak farklı sonuçlara yol açabilir. Psikolojik yüklenmeyi yaşama düzeylyeri soprcuların psiko-fiziki dengesinde bozulmaya neden olduğunda performansta düşme görülür.

Duygular, otonom sinir sistemined yer alan uyarıcıları harekete geçirir veya onları etkisiz hale getirir. Harekete geçirmeye yönelik duygular sempatik sinir sistemini uyarır ve kanda adrenalin ve noradreranilin düzeyinin yükselmesine yol açar. Artmış uyanıklılık hali tepkisi “ergotrop tepki” olarak tanımlanır. Edilgenlik duyguları ise parasempatik sinir sistemini uyarır. Burada uyanıklılık derecesinde bir azalma gerçekleşir. Buna da “tropotrap tepki” adı verilir. Müsabaka korkuları, ergotrap tepkinin sonuçlarıdır. Tropotrap tepkilerin sonucunda ise uykusuzluk, sıkıntı, tekdüzellik görülür. Kendilerine özgü duygusal yapıya bağlı olraak aşırı doygunluk şeklinde yaşanan çatışma durumları da meydana gelebilir.

Sürekli olarak aynı çeşit ısınma ve antrenman yapılması halinde yada antrenörün sürekli olarak aynı tür sözlerle uyarıda bulunması durumunda tekdüzelik ortaya çıkar. Böyle monotonluklar sporcuda isteksizlik, uyku hali, yorgunluk, kan basıncında düşmeye yol açacağından, performansta dalgalanmalar ve kontsantrasyon bozuklukları ortaya çıkar. Psikolojik doygunluk durumları ise sporcunun isteksiz veya sinirli olmasına yol açacağından zihni yeteneklerini kullanamamasına ve performansının kötüleşmesine neden olur.

13.Duygusal ve zihinsel çatışmalar
Performans sporcusu gerek günlük yaşamı içerisinde, gerekse antrenman ve yarışmalarda sık sık duygusal ve zihinsel çatışmalar yaşayabilir. Güzel birg ünde kendi yaş grubundan arkadaşlarıyla pikniğe gitmek isteyen bir sporcu, aynı zamanda yaklaşan final müsabakasının düşündüğünde bir yandan da antrenmana gitmek itseyerek duygusal çatışma içine girebilir. Ya da müsabaka sırasında bir basketbolcu topu potaya atmak veya arkadaşına pas çıkartmak arasında zihinsel bir çatışma yaşayabilir.

Çatışma, birbirleriyel uyuşmayna iki veya daha fazla güdünün aynı anda bireyi etkilediği durumlarda ortaya çıkar; güdülür türüne, şiddetine, içinde bulunulan ortama göre değişik görüntüler gösterir. Belirli bir konuda karar vermede zorluk çekmeye, gerginleşmeye başlayan kişi, büyük bir olasılıkla, bir çatışma halindedir. Belirli bir konuda karar vermede zorluk çekmeye, gerginleşmeye başlayan kişi, büyük bir olasılıkla, bir çatışma halindedir. Bu kişi, biraz sakinleşip iç dünyasını gözleyebilirse, birbirleriyle çatışan güdülerin farkına vardıktan sonra, karar verme sürecini daha akıllıca ve kolayca yapabilir. Sporcular özellikle yarışmalar içerisinde sürekli kararlar vermek zorundadır.

Üst üste birkaç hata yapan sporcu karar vermekte çatışmalar yaşamaya başlar. Bu gibi durumlarda çok ugun bir pozisyonda olmasına rağmen kendi şut atmak yerine daha zor bir pozisyondaki arkadaşına pas verebilir.

Çatışmaların her zaman olumsuz etki göstermesi gerekmez. Bunlar yaratıcı faaliyetlere veya daha fazla gayret göstermeye de yol açabilir. Somut bir durumda çatışmanın etkisi kişilik, duygu ve isteklerin yapısına bağlıdır. Karar vermekte zorlarnan ve tereddüt geçiren kişi sürekli olarak kendisiyle mücadele eder ve başkalarının kararların bekler. Çatışmaların performansı engelleyici bir faktör haline gelmemesi için onları çözmek ve üstesinden gelmek gerekir. Sporcu bunu kendisi gerçekleştirebileceği gib antrenör veya takım psikologu aracılığıyla da halledebilir. Bunun için önce çatışmaların kesinlikle bastırılmaması, açıkça ortaya konularak kabullenilmesi gerekir.

Psikolojik bilgilerin, çatışmaların çözümlenmesinde önemli bir yeri vardır. Antrenör, bu bilgilerin yardımıyla sporcunun yaşı, zekası ve duygusal durumunu göz önüne alarak hareket etmelidir. Kendine güven konusunda sorunu olan sporculara yeni, somut ve daha kolay görevler verilebilir. Sporcusunu iyi tanıyan bir antrenör onun durumunu önceden tahmin ederek çatışma yaşamasına fırsat vermeden önlem alabilir. Sporcuların istek ve ilgileri ile kendilerinden beklenilenler ve çevre koşulları uyumlu değil ise duygusal ve zihinsel çatışmalar sonucu sporcuda saldırgan tepkiler ortaya çıkabilir. Bu da yaralanma riskini arttırır.

14.İnanç sistemi
Sporcularda kendileri ile ilgili oluşmuş inançlar vardır. Bu inanç sistemi içinde -daha önce hiç yapmadım, bu hareketi yapamam- gibi inançları vardır. Bunların giderimlmeme durumu, sahada olumsuzluklara neden olur.

15.Takıntılar
Sporcuların daha önceden yaşadıkları durumlara gore bazı takıntıları vardır. Daha önce yaşanan bir sakatlık pozisyonu, onun o pozisyon yaratıldığında , pozisyona katılmamasını sağlayabilir.

16.Kurban bulma eğilimi
Acıma duygusu ile beslenen insanlar başarısızlıkta, sorumluluk almazlar. Dışarıdan bir sorumlu bulmaya, bir bahane yaratmaya çalışırlar. Adeta bir arkasını koruyan kişiliğe sahip olurlar.


DIŞ FAKTÖRLER

A.SAHA İLE İLGİLİ FAKTÖRLER
Saha ile ilgili faktörleri, sahanın fiziki koşulları, zeminin özellikleri ve aydınlatma durumu olmak üzere üç ana başlık altında incelemek mümkündür.

1.Sahanın fiziki koşullarının yarattığı riskler
Yarışma veya antrenmanın yapılacağı saha, zaman zaman fiziki koşullarından kaynaklanan risklere sahiptir. Bu riskler elimine edilebileceği oranda elimine edilmeli, elimine olanağı yok ise riskler göz önüne alınmalıdır. Sahanın fiziki koşulları şu riskleri beraberinde getirir.

a.Sahanın açık veya kapalı olması
Oyun alanının açık veya kapalı olmasının getireceği riskler vardır. Açık alanlarda yapılan sportif aktivitelerde sporcular öncelikle hava koşullarının yol açacağı olumsuzluklardan etkilenirler. Aşırı sıcak, aşırı soğuk, yağış gibi faktörler bunların bazılarıdır.

Kapalı alanlarda antrenman yapan veya yarışan sporcular için ilk nokta alanını yeterli derecede ısıtılması veya soğutulması konusudur. Salonun yetersiz ısınması beraberinde çeşitli sağlık sorunlarını getirebileceği gibi, yaralanma riski ve performans düşüklüğüne de yol açabilir.

Ayrıca sporcular antrenmanları sırasında artmış olan vücut sıcaklarını azaltmak için kapı önlerini tercih etmektedir. Bu kapı önleri gibi hava sirkülasyonunun olduğu yerler, terli sporcular için soğuk algınlığı ve çeşitli bölgelerinin tutulması gibi risklere yol açmaktadır. Çok basit görünen bu ve benzeri konuların antrenörün riskleri azaltmak için göz önüne alması gereken konular olduğunu düşünüyoruz.

b.Emniyet mesafesi olmaması:
Sporcular oyun sahasının içinde aldıkları hızı zaman zaman frenleyememekte ve sahanın dışına çıkmak zorunda kalmaktadır. İşte burada saha ve salonun fiziksel koşulları gündeme gelmektedir. Eğer yeterli bir frenleyebilme/yavaşlama alanı yok ise sporcu açık sahalarda tel örgülere, salonlarda duvarlara çarpmak zorunda kalmaktadır.

Bu tip olaylara gerek amatör yarışmalarda, gerek deplasmanlı lig düzeyindeki yarışmalarda, gerekse salon atletizm yarışmalarında sık sık rastlamaktayız. İşte bu noktada frenleyebilme/yavaşlama mesafesinin yokluğu hem performansı düşürücü, hem de yaralanmayı artırıcı bir risk faktörü yaratır.

Ayrıca burada yavaşlama/frenleyebilme için yeterli mesafenin temizliği ve düzgünlüğü de önemli bir konudur. Çünkü, genelde spor salonlarında sadece oyun alanının temizliği yapılmakta, diğer alanlar gözardı edilmektedir.

c.Sahadaki diğer güvenlik önlemlerinin alınmaması
Spor alanının bulunduğu yerde, oyun alanının dışında kalan ve sporcular için tehlike teşkil edecek yerler önceden belirlenmeli ve bu yerler tehliaaai ortadan kaldıracak veya minimalize edecek şekilde örtülmelidir.

2.Zeminin yarattığı riskler
ABD’de yapılan bir araştırmada bir profesyonel takımın yarışma sezonu boyunca oyuncularının maruz kaldığı 60 yaralanma olayındaki dört temel nedenden birinin zemin olduğu bulunmuştur. Bu nedenle zemin başlı başına bir risk faktörüdür. Zeminde karşılaştığımız sorunları şu şeklide sıralayabiliriz:

a. Zeminin düzgünlüğünü yitirmiş olması
Burada en önemli konu zeminin düzgünlüğüdür. Düzgünlüğünü yitirmiş zeminde sporcular, adeta tuzaklara dolu bir alanda gibidir. Birçok açık saha, sahanın üzerindeki yoğun sportif aktiviteden,hava koşullarının getirdiği sorunlardan ve bakımsızlıktan, düzgünlüğünü yitirecek tehlikeli bir zemin haline gelmektedir.

Salon sporlarında zeminin düzgünlüğü, zaman zaman salon zeminlerinin bakımsızlığından kaynaklanan çökmelerle veya su alımından kaynaklanan şişmelerle ortadan kalkmaktadır.

Ayrıca bazı spor dalları minder üzerinde yapılmaktadır. Burada minderin düzgünlüğünü yitirmiş olması da aynı sorunu getirir. Sonuçta düzgünlüğünü yitirmiş zeminde ortaya konacak performans düşmekte ve yaralanma riski artmaktadır.

b.Zeminin stabilitesini (sabitliğini) yitirmiş olması
Özellikle spor salonlarında bakımsızlıktan veya yoğun sportif aktivitelerden salon zeminini oluşturan materyallerde çökmeler, yerinden çıkmalar olmakta, ayrıca minder üzerinde yapılan sporlarda da minderin içindeki malzemeden kaynaklanan çökmeler veya şişmeler olabilmektedir. Bu da beraberinde hareket eden (oynayan) alanları getirmektedir. Böylece zeminin stabilitesi (sabitliği) ortadan kalkmaktadır. Ayrıca örneğin kayak sporunda veya buz pateninde zeminin bazı bölgelerinin erimesi, o pistin stabilitesini bozan bir faktördür.
Zeminin stabilitesini yukarıdaki nedenlerden ötürü yitirmesi, sporcunun performansını düşürücü ve yaralanma riskini yükseltici bir neden oluşturmaktadır.

c.Zeminin ıslak olması
Açık sahalarda en önemli nokta zeminin ıslak olmasının getireceği tehlikedir. Aynı tehlikeler kapalı alanlar içinde minder üzerinde yapılan sporlarda, zeminin çeşitli nedenlerle ıslanması bir tehlike doğurur. Molalarda içilen sular, sporcuların yere tükürmeleri ve de sporcuların yere düşmeleri sonucu terden oluşan ıslaklar bu tehlikelerin bazılarıdır

Bu sorunlar, ıslaklıkların anında paspaslanması ve temizlenmesi ile giderilmelidir. Sorunların ortadan kalkmaması, sporcunun dengesinin bozulması, düşmesi, kayması sonuçta performansının olumsuz yönde etkilenmesini ve yaralanma riskini beraberinde getirir.

d. Zeminin donmuş olması
Bu sorun açık sahalarda görülür. Hava koşullarını bozulması sonucu, bazı bölgelerde saha donmaktadır. Bu da başlı başına bir riski doğurur. Donmuş zemin üzerinde sporcu, ortaya koyacağı performansı sergileyemez. Performansı düşer, yaralanma riski artar.

e. Zeminin kirli olması
Özellikle takım sporlarının yapıldığı salonlarda, genelde saha zeminini temizliği sadece oyun alanı içinde yapılmaktadır. Bu gözden kaçan konu, oyun alanının hemen dışına çıkıldığında toz ve kirden oluşan kaygan bir zemin oluşturmaktadır.

Bir de salonun içinde oyun alanı ile bitişik ve genelde spor ayakkabısı dışında ayakkabılarla dolaşan bölgeler, en pis ve tehlikeli bölgeleri oluşturmaktadır. Bu noktada genel antrenmanın dışında, özel çalışma yapan bazı sporcular, burada oyun alanı dışındaki alanları kullandığından, bu konu göz önüne alınmalıdır. Bu etkenler göz önüne alınmazsa, sporcuyu düşen performans, artan yaralanma riski bekler.

f. Zeminde yabancı madde bulunması
Zeminde yabancı madde bulunması veya yarışma sırasında sahaya atılan yabancı maddelerin yaratacağı riskler unutulmamalıdır. Bu sporcunun ayağının altına konmuş tuzaklar gibi onun kaymasına, dengesini yitirmesine yol açacaktır. Kuşkusuz bunlar da sporcunun performansını olumsuz yönde etkileyecek ve yaralanma olasılığını da artıracaktır.

3.Aydınlatma durumunun yarattığı riskler
Gerek açık sahalarda yapılan gece yarışmalarında, gerekse salonlarda yapılan yarışmalarda sahanın yeterli derecede aydınlatılmaması bir risk taşır. Ülkemiz özelinde özellikle devlet salonlarında antrenman için kiralanan saatlerde ışıklandırmanın yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Hatta birçok yarışma da yetersiz ışıklandırma ile yapılmaktadır.
Yetersiz aydınlatma sporcunun performansını olumsuz yönde etkileyeceği gibi,kendisi ve çevresi için yaralanma riski oluşturabilecek faktörleri de tam olarak görememesine neden olur.
Ayrıca, gündüz yapılan yarışma veya antrenmanlarda da zaman zaman güneş ışığı bir risk faktörü oluşturur, sporcuların görmelerini ve görme açılarını kısıtlayabilmektedir.

B.ARAÇ – GEREÇ İLE İLGİLİ FAKTÖRLER
1.Giysi
Sporcu için kullandığı spor giysisi büyük önem taşır. Giysinin vücuda uygunluğu veya uygunsuzluğu bile onun performansını etkiler. Giysinin ağırlığı, teri emme oranı, yapımında kullanılan kumaşın cinsi, giysinin kesim tarzı, dikiş noktalarının vücudu rahatsız edip etmemesi, giysinin vücuda uygunluğu hep göz önünde bulundurulması gereken noktalardır. Ayrıca açık havada giyilecek ise giysinin renginin mevsime ve hava durumuna uygun olması gerekir.

Sporcunun kendisine uygun olmayan giysi, onun hareketlerini sınırlandıracağı gibi giyside kullanılan malzemenin içeriği de hem performansını olumsuz yönde etkileyen, hem de yaralanma riski yaratan bir faktörü oluşturur.

Bu noktada dünyada spor giyim firmaları büyük rekabet halindedir. Ve her gün yeni bir ürün dünya piyasasına sürülerek, adeta kullanılan sporcular üzerinde denemektedir.

2.Ayakkabı
Ayakkabı bir sporcunun en önemli malzemesidir. Tüm dengesi, hareketliliği, stabilitesi hep ona bağlıdır. Antrenman ve yarışma boyunca ayakkabının üzerinde aktivitesini yapmaya çalışan sporcuda uygun olmayan ayakkabı,olumsuz bir performans sergilemesine yol açabileceği gibi, onun yaralanma riskini de yükseltir.

Bir spor ayakkabısının genel özellikleri yapılan spor dalına göre değişiklikler gösterir. Koşu ayakkabısının, salon ayakkabısının, futbol ayakkabısının özellikleri hep değişiktir.

Sporcunun ayakkabı tipini belirlemekte temelde dört nokta göz önüne alınmalıdır:
1.Ayakkabı ile spor zemini arasındaki uyum.
2.Ayakkabının yapım şekli ve kompanetleri (bölümleri)
3.Ayakkabının büyüklüğü ve ayağa uygunluğu
4. Ayakkabı ile ayak arasındaki uyum

Genel çizgileri ile bir spor ayakkabısında aranması gereken özellikler şunlardır:

1.Tabanı yeteri kadar kalın ve sert yüzeylerde koşulduğu zaman sarsıntıyı emecek bir şekilde yumuşak tabanlıkla desteklenmelidir.
2.Topuk baldır gerisindeki kaslara ve topuğa bağlanan achille (aşil) tendonuna aşırı yüklenmeyi engelleyecek şekilde hafif yüksek olmalıdır.
3.Ayakkabının arkası topuğu iyi kavrayacak şekilde yükseltilmiş olmalıdır.
4.Ayakkabı tabanında iç kavsi dolduran ve destekleyen bir ortopedik yastık olmalıdır.
5.İçine kalın ve pamuklu çorap giyildiğinde ayağı sıkmayacak ve ayak burnunu serbest bırakacak bir şekilde, gerekiyorsa bir numara büyük olmalıdır.

Genel olarak bir koşu ayakkabısı ve bir salon ayakkabısının özellikleri üzerinde biraz daha ayrıntılı durmak istiyoruz.

SIPP (Spor Yaralanmaları Önleme Programı) temel kursunda iyi bir koşu ayakkabısının özellikleri aşağıdaki gibi sıralanmaktadır:

1. Ayak tabanı: Şoku absorbe etme (emme) miktarı hesaplanmalı. Sert alanlarda koşu için daha büyük şoku absorbe etme özelliği olmalı. Ağır sporcuların daha fazla şok absorbesine ihtiyaç duydukları unutulmamalı. Ayak tabanının ön parçası kolaylıkla yüzde 45 fleksibl olmalı.
2. Taban dışı: Koşu alanı ve ayakkabı arasında çekişi sağlamalı.
3. Ayakkabının burnu: Parmakları sıkmamalı ve yeterince fleksbil (esnek) olmalı.
4. Topuk: Ekstra şokların absorbesi (emmesi) için destekli olmalıdır.
5.Ayakkabının arkası: Ayakkabının en arkasında olan ve giyerken çekilen nokta achille (aşil) tendonuna baskı yapmamalı.

İyi bir salon ayakkabısının özellikleri ise SIPP temel kursunda şöyle sıralanmıştır:
1.Oyun alanına uygun ayakkabı tabanı olmalı.
2.Ayak burnunun önünde tamponu olmalı.
3.Ayak burnunun önü esnek olmalı
4.Yanlara doğru kaymamalı, stabil olmalı
5.Zeminde iz bırakmamalı, zemini zedelememeli.

3.Ayakkabı bağı
Antrenman veya yarışma sırasında çözülen ayakkabı bağı da hem sporcu, hem de oyun arkadaşları ve rakibi için bir risk yaratır. Üstüne basılması veya sporcunun kendisinin diğer ayağı ile çözük bağa basması, rakibinin veya takım arkadaşının ayakkabısına dolanması bir risk doğurur.

4. Top
Yapılan spor eğer bir takım oyunu ise oyunda kullanılan top da bir risk faktörü taşır. Topun yeteri/alışılmış basınçtan daha fazla veya daha az şişirilmiş olması beraberinde bir riski getirir. Burada öncelikle eğer basketbol,. Voleybol, hentbol gibi el ile oynanan bir spor dalı söz konusu ise parmaklar ve bilek; futbol ise ayak bileği/kafa ve boyun risk altındadır. İşte bu nedenler düşük performans ve yüksek yaralanma riski doğurabilir.

5.File
Bazı spor dallarında file/ağ bulunmaktadır. Futbol ve hentbolün kalelerinde, basketbolün sepetinde, voleybolun direkleri arasında, teniste file/ağ bulunur. Bu file/ağ yapılan spor aktivitesine göre çok ender de görülse zaman zaman ellerin, parmakların veya ayakların takıldığı, burkulduğu, zorlandığı ya da yaralandığı durumlara yol açar. Bu açıdan file/ağ çok sık görülmese de bir yaralanma riski oluşturan faktördür.

6.Kale direkleri/direkler
Bilindiği gibi bazı spor dallarında kaleler bulurun. (Futbol ve hentbol gibi.) Ayrıca örneğin futbolda korner direkleri bulunur. Bazı spor dallarında da sahaları ayıran fileler bulunmaktadır. Bu fileler de direklere bağlıdır. (Voleybol ve tenis gibi.) İşte bu direkler, yapılan spor dalına göre sık görülmese de oyun sırasında çarpılabilecek ve bir yaralanma riski yaratabilecek malzemelerden yapılıdır.

7.Aletlerin sabitliği
Gerek aletler kullanılarak yapılan spor dallarında, gerekse aletlerin kullanıldığı bazı çalışmalarda, aletlerin sabitliğinin yitirilmiş olması beraberinde bazı riskleri getirir.

Örneklemek gerekirse aletli cimnastiğin yapıldığı asimetrik paralel, paralel, denge gibi aletlerin sabitliğini yitirmesi sporcunun dengesini bozarak, istem dışı bir hareket yapmasına neden olmakta, onun performansını olumsuz etkilemekte ve de yaralanma riskini artırmaktadır. Ayrıca ağırlık çalışmalarının yapıldığı serbest ağırlıkların üzerindeki ağırlıklar sabitleyen aparatlar ile çeşitli ağırlık çalışmalarının yapıldığı aletlerin sabitliğini yitirmesi de bir risk taşımaktadır. Bu konular çalıştırıcı ve sporcular tarafından göz önüne alınmalıdır.

8.Koruyucu malzemeler
Yapılan spor dalına göre sporcular bazı koruyucu malzemeler kullanır. Bu malzemelerin sporculara uygun ebatlarda olanlarının kullanılması sporcunun yaralanma riskini azaltır. Spor dallarına göre dizlikler, dirseklikler, dişlikler, göz koruyucular, tozluklar, bileklikler, uylukluklar, baldırlıklar, başlıklar vb.

Gerek uygun olmayan koruyucu kullanmak, gerekse koruyucu kullanılması gereken ortamlarda onları kullanmamak, beraberinde hep performansı düşürücü, hem de yaralanmaları davet edici bir riski getirir.

9.Taping (Bandaj)
Sporculara kurallarına uygun olarak yapılan bandaj başlı başına bir koruyucu özellik taşır. Bilindiği gibi uzunca bir süre bandajlar sadece yaralanan sporcuların, yaralanmalarını tedavi amacıyla kullanılırdı.

Artık günümüzde yaralanma riskini azaltmak için birçok sporcu daha önceden o bölgede yaralanma yaşasın yaşamasın bandaj yaptırmayı tercih ediyor. Bandaj hem yaralanmadan koruyucu, hem de tedavi edici özelliğe sahiptir.

Burada en önemli konu yapılan bandajın sağlıklı yapılması ve yaralanmamış bölgeleri veya yaralanma riski olmayan bölgelerin fonksiyonlarını engellemeyecek şekilde yapılmasıdır. Aksi kuşkusuz yaralanma riski ve hareket kabiliyetinin azalmasına bağlı olarak performans düşüklüğü getirir.

C.OYUN (YARIŞMA) İLE İLGİLİ FAKTÖRLER
1.Sporcunun türü
Burada öncelikle etkili faktör, yapılan sporun temas sporu veya tamassız spor olması ile bağlantılı olarak ortaya çıkabilecek sorunlardır. Temas sporunda (basketbol, futbol, hentbol, güreş, boks vb) yaralanmaya yol açıcı risklerin ortaya çıkma oranı; temassız sporlara (tenis, masatenisi, yüzme, atletizm, jimnastik) oranla daha yüksektir. Bu nedenle ilk risk yapılan sporun türü olmaktadır.

2.Takımın veya sporcunun durumu
Takımın oynadığı lig içindeki sıralaması yani durumu veya sporcunun katılacağı yarışmadaki alacağı sonuca göre sıralamadaki durumu, önemine göre bir risk faktörüdür.

Örneklersek küme düşme konumuna gelmiş bir takımın oyuncularının, oynadığı son maçtaki gerginlikleri ve bu yapı ile oyun içindeki davranışları çok önemli bir riski gündeme getirir. Burada o psikolojik ortam içinde sporcuların kuralları ihlalleri kendilerinin ve rakiplerinin yaralanma risklerini artırır. Ayrıca o gergin ortam sergilemesi gereken performansı sergiliyememesine de neden olabilir.

3.Sporcunun takım içindeki durumu
Sporcunun takım içinde oynadığı mevki, oynadığı süre ve ondan beklenenleri yerine getirip getirememe yüzdesine göre davranışlarında değişiklikler oluşur.

Örneğin, zaman zaman yeterli süre oyunda yer almadığına inanan sporcu, oyuna dahil olduğunda oyun düzeni içinde yapmaması gereken bir hareketi yapmasına,vermemesi gereken bir pası vermesine, kullanmaması gereken bir topu kullanmasına, girmemesi gereken bir mücadeleye girmesine neden olur. Bu olumsuz davranış şekli beraberinde ya takımın genel performansında bir düşmeye, ya da sporcunun kendini yaralayıcı bir ortam yaratmasına yol açar.

4. Yedek oyuncu
Takım oyunlarında yedek oyuncu diye adlandırdığımız kenarda oturan oyuncular genelde ne zaman oyuna dahil olacakları belli olmadıkları için, zaman zaman yeterli ısınma yapmazlar. Veya vücutları oyun süresine bağlı olarak soğuyabilir. İşte bu noktada, yedek oyuncuların oyuna dahil olmaları onları bir risk altında bırakır. Hem düşük performans sergilerler, hem de vücutları yaralanmaya açık bir haldedir. Bu nedenle yedek oyuncular, ısınmayı iyi yapmalı ve de kenarda oturdukları sürece vücut sıcaklıklarını muhafaza etmeye çalışmalıdır.

5.Yarışmanın düzeyi
Sporcunun yaptığı spor dalının düzeyi (amatör düzey, profesyonel düzey veya yerel, ulusal düzey), doğal olarak gireceği yarışmanın veya yapacağı antrenmanın düzeyini etkiler. Burada bir yerel yarışma ile bir ulusal düzeydeki yarışmada genel olarak ortaya konulan performans farklı düzeylerdedir. İşte bu noktada yarışmanın düzeyi arttıkça, sporcunun o yarışma veya o yarışmalara hazırlık periyodundaki antrenmanlarda karşılaşacağı riskler de artmaktadır.

Kuşkusuz bir amatör yarışma için yapılan hazırlık ile profesyonel düzeydeki yarışma için yapılan hazırlıklar ve yarışmanın kendileri ve rakipleri için yeni risklerin doğmasına neden olur.

6.Hedefin degişmesi
Sporcular belirli bir sezon içinde, genelde belirli bir hedefe göre kendilerini hazırlarlar. Bu hedefin beklenmedik şekilde değişmesi, küçülmesi özellikle takım oyunlarında turnuva oynayan oyuncuları olumsuz yönde etkiler. Şampiyonluğa endekslenmiş bir takımın, finale kalma şansını yitirdiği günün arkasından oynayacağı üçüncülük dördüncülük maçına zihinsel olarak hazırlığını yapmaması onun o maçta sergileyeceği performansını olumsuz yönde etkiler. Bu tür maçlarda kızgınlağa bağlı hareketler de sporcuların yaralanma risklerinin artmasına neden olur. Burada en büyük görev yönetici ve çalıştırıcılara düşmektedir.

Hedefin değişebileceği sporculara anlatılmalı ve sporcuların bir an önce yeni hedefe yönelmelerine yardımcı olunmalıdır.

7.Oyun kuralları, düzenlemeler
Sporcunun risk altında kalacağı durumlardan biri de oyun kurallarıdır. Oyun kurallarının yeteri derecede uygulanmaması, oyunun sertleşmesini ve kural dışı hareketlerin artmasını getirir.

Bu da beraberinde daha büyük bir yaralanma riskini ortaya koyar. Kuşkusuz, performansı da olumsuz yönde etkiler. Literatüre bakıldığında sportif yaralanmalarının yüzde 25’inin kurallara aykırı davranıştan kaynaklandığı belirlenmiştir.

Ayrıca, ABD’de yapılan bir araştırmada bir sezon boyunca, bir takımın yaşadığı 60 spor yaralanmasının dört temel nedeninden birinin kurallara uyulmaması olduğu belirlenmiştir. Sonuçta bilindiği gibi kuralları uygulaması gereken kişiler hakemdir.

8.Deplasman faktörü
Deplasman sporcular için başlı başına risk faktörü taşımaktadır. Bu olay öncelikle yol yorgunluğu, farklı ve alışık olunmadık bir sahada yarışmak, alışık olmadık bir yatak, alışık olmadık yemek, rakip takım taraftarının etkisi başla başına deplasmanın getirdiği etkilerle ortaya çıkmaktadır.

Yapılan bir araştırmada sporcuların deplasmanlarda şu ve benzeri sorunlarının ortaya çıktığı tespit edilmiştir:
1.Yorgunluk
2.Halsizlik
3.kulak, diş ve mide ağrısı
4.İshal
5.Nezle, burun akıntısı, gripal enfeksiyon
6.Bel ve adale ağrıları

9.Deneyim faktörü
Genç sporcular için deneyimsizlik başlı başına bir risk faktörü taşımaktadır. Özellikle gençliğin verdiği dinamizm ile deneyimsiz sporcular kendilerini fark etmeden antrenman veya yarışma içinde riske atarlar. Bur risk zaman zaman onların veya arkadaşlarının yaralanmasına yol açabilir. Ayrıca, deneyimsiz davranış tarzı, gereksiz enerji harcanımını ve performans düşüklüğünü de beraberinde getirebiliri.

Yukarıda deneyimsizlik faktörünün getirdiği dezavantajların dışında, deneyim konusunda göz önüne alınması gereken bir başka nokta da yaşanan deneyimin olumlu veya olumsuz sonuçlanmasıdır. Bir sporcunun olumlu deneyimler yaşamış olması önemli bir avantajı beraberinde getirir. Spora başladığından itibaren sporcuya verilen görevler, onun kapasitesine uygun ise ve başarılarına temel oluşturmaktadır. Aksi taktirde sporcunun antrenman ve yarışma deneyimi fazla olmasına rağmen bunlar genelde başarısız deneyimler ise bir avantaj oluşturmazlar.

Özellikle spor yaşantısının başlarında yaşanmış olan başarısız deneyimler birçok yetenekli çocuğun spordan uzaklaşmasına neden olmaktadır.

10.Beklentiler faktörü
Sporun, spor yapmada belirli beklentileri vardır. Sporcunun bu beklentilerine erişmiş olması veya erişme umudunun tamamen ortadan yok olması onun ortaya koyacağı performansın tümünü sergilememesine neden olabilir. Bu noktada gündemdeki risk, beklentiler faktörüdür. Özellikle yarışma sonunda sporcunun elde edebileceği maddi ödüllerin veya sağlayacağı prestijin çok yüksek olması, sporcuyu ne pahasına olursa olsun onu elde etmeye yöneltebileceğinden; kendisini ye da rakibini riske atma oranı da yükselmektedir. Diğer yandan sporcu kendinden beklenen görevi yerine getirmede,başarılı olamayacağı inancında ise, bu durumda kendini veya rakibini riske sokan davranışlarda bulunabilir.

D.SOSYAL FAKTÖRLER

Sporun toplumsal yaşamdaki yeri ve itkileri büyüdükçe, sporcunun sosyal statüsü değerlendikçe, sosyal ilişkilerinin çeşidi ve şekli de degişime uğramaktadır. Sporcunun bir birey olarak sahip olduğu ailesel ve eğitimsel ilişkilerinin yanı sıra sporcu olmasından doğan antrenör, kulüp yönetimi, hakem, seyirci ve medyaya kadar uzanan sosyal ilişkileri bulunmaktadır. Bunların her biri de yerine göre sporcunun performansını olumlu ya da olumsuz etkilemektedir.

1.Ebeveyn faktörü
Sporcuların aileleri onların en büyük destekleyicileri olmalarına rağmen, zaman zaman çeşitli nedenlerle hem yaralanmalarına yol açıcı risklerden biri, hem de performanslarını düşürücü risklerden birisi olabilir. Sporcunun medeni durumuna göre ebeveynleri, kardeşleri veya eşi ile çocukları aile yaşantısında daha etkin durumdadır.

Çocuklardan gerçek dışı yüksek beklentiler duyulması, sporda sıklıkla hayal kırıklığı yaratır. Onlar kendi kapasitelerine yakın, bir performans sergileseler bile arzuladıkları hedefe ulaşamazlar. Spor yaşantısı olmamış aile zaman zaman sporcu olan çocuklarından, yapamayacağının beklentisi içine girer ve onu umutsuzca cesaretlendirir. Veya tam tersi,sporcu bir ailede olan çocuk, kendisini kanıtlamak istercesine bir davranış içerisine girebilir. Çocuklar davranışlarını geliştirirken, ailelerinden etkilenirler ve çevresel faktörlerin etkisinde kalırlar. Bu yüzden ailelerin çocuklarına uygun olan sporları belirlemede ve özellikle kazanma ve kaybetme hakkındaki uygun yorumları yapmada çocuklarına yardımcı olmaları önemlidir. Diğer bir problem, yarışma sonrası ailelerin davranışlarıdır. Ailelerin yarışma sonrası çocuklarına ne söyledikleri, yarışma sırasında oluşabilen diğer olaylar gibi kazanma ve kaybetmenin de her zaman olabileceğini anlamada gençlere yardımcı olmaları önemlidir.

2.Eş faktörü
Özellikle başarılı sporcular düzenli bir yaşam sürmek amacıyla genelde erken evlilik yaparlar. Bu noktada genç başarılı sporcunun eşi önemli faktör oluşturur. Bazı sporcularda evlilik öncesi davranış ve kişilik sergileyişleri ile evlilik sonrası davranış ve kişilik sergileyişleri arasında farklılıklar görülür.

Kimi zaman olumlu olan bu farklılıklar kimi zaman da sporcuyu bambaşka bir kişiliğe dönüştürür. Sporcu zaman zaman özellikle eşinin kendisini etkilemesi ile “takımda daha fazla yer alması, daha çok oynaması, diğer oyunculardan daha iyi olduğu, takımdaki en iyi oyuncu olduğu, herkesin onun sırtından para kazandığı” gibi saplantılara kapılır.

Bu da onunu takım içindeki arkadaşlarına, antrenörüne ve yöneticilerine karşı farklı davranışlar takınmasına yol açar. Buna benzer davranış şekilleri takımın ahengini ve takım olma özelliğini bozup, takımın genel performansını etkileyebileceği gibi, sporcunun takım içinde agresif (saldırgan) davranmasına ve kendini yaralayıcı ortamı hazırlamasına da yol açabilir.

3.Coach faktörü
Sporcu-coach ilişkisi çok önemli bir konudur. Coach’u ile yeterli diyalog kuramayan sporcu, antrenman veya yarışmada bir tür “kendini kanıtlama arayışına” girer. Bu arayış onun oyun düzeni içinde yapmaması gereken bir hareketi yapmasına, vermemesi gereken bir pası vermesine, kullanmaması gereken bir topu kullanmasına, girmemesi gereken bir mücadeleye girmesine neden olur. Bu da beraberinde ya takımın genel performansında bir düşmeye, ya da bir yaralanma, sakatlanma ortamı yaratmasına yol açar. Bu diyalogsuzluk tam tersi etki de gösterebilir. Sporcu o anda antrenörüne kızgınlığınla çok olumlu işlerde yapabilir.

Sporcular antrenörü için değerli olduğunu hissetme ihtiyacı duyarlar. Antrenörün, onların bir robot değil, bir insan olduğunu unutmamasını isterler. Sağlıklı işleyen sporcu-coach ilişkisi başarının temelini oluşturur. Coach ile sporcu arasındaki kişisel problemler, coach’un başarılı olduğu halde bir sporcuya takımda yer vermemesine veya bir sporcunun antrenörün başarılı gözükmemesi için sahip olduğu performansını kullanmamasına kadar uzanan sorunlara yol açabilir.

Ayrıca, coach değişimleri de sporcuları etkiler. Bu sporcuya göre olumlu veya olumsuz biçimde de olabilir.

Erkek antrenörlerle çalışan bayan sporcularda özellikle sporcuların ergenlik döneminde olması durumunda, duygusal bazı problemler yaşanması da olasıdır.

4.Hakem faktörü
Sporcular için hakem başlı başına bir faktördür. Özellikle takım oyunlarında sporcuların en merak ettikleri konu o haftaki maçı kimin yöneteceğidir.

Sporcu maça, maçın hakeminin kim olduğunu bilerek çıkar. Bu da onlarda bir önyargı yaratır.

“Bu hakem iyidir. Bu hakem her şeyi çalar. Eyvah, bu hakem bana geçen maçta da takılmıştı. Yandık, bu hakem hep ev sahibi takımı deplasman takımını tutar.”

İşte, bu ve benzeri saplantılar sporcunun yarışma ortamı içinde saldırgan bir davranış sergilemesine yol açabilir. Bu davranış şekli de onun performansını tam olarak sergileyememesine ve yaralanma riski doğurabilecek hareketleri yapmasına neden olabilir.

Ayrıca hakemlerin oyun kurallarını yeteri oranda uygulamaması da beraberinde, doğal olarak oyunun sertleşmesini, sergilenen performansın düşmesini ve yaralanma riskini artmasını getirir.

5.Medya faktörü
Sporcu genç yaşta medyada yer almaya başladıktan sonra kimilerinin kişiliğinde bazı değişiklikler oluşur. Gündemde olduğu ve önemli olduğunu hissetmeye başlar. Burada sporcunun önceki kişiliğinin sağlıklılığı veya sağlıksızlığı onun medyada yer alış ile ilgili olarak kişiliğindeki değişikliklerin, sağlıklı veya sağlıksız oluşu ile doğru orantılıdır.

Sağlıksız kişilikler veya tam olgunlaşmamış kişilikler (genelde bilindiği gibi sporcular başarı ve parayı genç yaşta yakalamaktadır) gerek takım içinde, gerekse teknik kadro ve yöneticilere karşı davranışlarda bazı olumsuz değişikliklere yol açabilir. Ayrıca basında yer alan haberlerin olumlu veya olumsuz oluşuna bağlı olarak da sporcu kendisini zaman zaman kanıtlama gereksinimi duyabilir.

İşte, böyle ortamlarda sporcu gerek yaralanma riski doğurabilecek hareketler yapabilmekte, gerekse takımın ve kendisinin performansını düşürebilecek anlamsız hareketler yapabilmektedir. (Zamansız top kullanımı, zamansız ve yanlış yönlere paslar, rakibe karşı sert girme vb.)

6.Para faktörü
Sporcular, sporu meslek olarak seçtiklerinde yaptıkları spor dalına ve başarı oranlarına göre para kazanmaya başlarlar. Özellikle bazı spor dallarında kazanılan bu para yüzbinlerce dolara ifade edilecek rakamlara ulaşmaktadır.

İşte, çok genç yaşta büyük rakamlar kazanmaya başlayan sporcuda yine kişiliğine bağlı bazı değişik davranış şekilleri gelişebilmektedir. İşte, bu davranış değişiklikleri sporcunun antrenman veya yarışma içinde hem yeterli performansı sergilemesini engeller, hem de kendisi, arkadaşları ve de rakipleri için risk yaratıcı bazı davranışları yapmasına yol açabilir.

Ayrıca, sporcuların birbirlerinin ve rakip takım oyuncularının aldıkları paraları öğrenmesi de onların kişiliklerine göre onları etkileyen bir faktördür.

Başlangıçtan itibaren sporcularda dışsal motivasyon değil, içsel motivasyonun etkili olması konusunda gerek antrenörlerin, gerekse ailelerin sporculara yardımcı olması gerekir. İç başarıyı önemseyen sporcularda, dış başarı unsuru olan para bir risk faktörü olmaktan çıkacaktır.

7.Eğitim ve kültür faktörü
Sporcu bir makine değildir. O bir insandır. Doğal olarak o sosyolojik, psikolojik ve fizyolojik sacayağı üzerine kurulu bir yapıya sahiptir. Bu yapının oluşumunda önemli etkenlerden biri de onun aldığı eğitim ve kültürdür. Sporcunun eğitim ve kültür düzeyi, onun yaptığı işi kavrama oranını, kendisinin yaptığı işten beklentilerinin ne olacağını e kendinden ailesi, çevresi ve takımının neler beklediğinin farkına varma oranını etkiler. Bu da doğal olarak onun ortaya koyacağı performansı ve bu performansı ortaya koyarken aldığı riskleri minimalize veya maksimalize eder.

Sporcunun performansını etkileyebilecek diğer bir problem de zaman planlamasındaki hatalar nedeniyle birtakım eğitim, öğretim

Sporcunun performansını etkileyebilecek diğer bir problem de zaman planlamasındaki hatalar nedeniyle birtakım eğitim, öğretim sorunları yaşamasıdır. Bir yandan sporcun içinde kalma isteği ve buna bağlı olarak yoğun antrenmanlar, deplasman yarışmaları, diğer yandan sporculuk yaşamı sona erdiğinde eğitimsiz bir kişi durumunda kalmama kaygısıyla okul yaşamını devam ettirme çabası, sporcunun hem sporda, hem de eğitiminde istenen performansa ulaşmasını riske sokmaktadır. Bu durumda sporcunun öncelikle zamanı etkili kullanma konusunda bilgilendirilmesi ve her ikisini de iyi bir planlamayla başarabileceğine inanması gerekir.

Ayrıca, değişik eğitim ve kültür düzeyindeki sporculardan oluşan bir takımda ortaya çıkabilecek iletişim sorunları ve beklenti farklılıkları da takımın başarısı için bir risk faktörü oluşturur.

8.Dil faktörü
Dil faktörü özellikle yabancı antrenör veya yabancı sporcuların bulunduğu durumlarda söz konusudur. Yabancı antrenörün tercüme sorunu tam anlamı ile çözümlenmemiş ise sahada yaptırmak istediklerinin,yapılmasından doğan gerginlik, doğal olarak takımın ve sporcuların performansına yansıyacaktır. Aynı sorun sporcuların çalıştırıcılarına anlatmak istediklerini yeterli oranda tercüme edilememesi durumunda da ortaya çıkar.

Tüm bunları dışında takım oyunlarında yabancı oyuncular ile diğer oyuncular arasındaki iletişimin eksikliği de olumsuz bir faktördür.

Ayrıca bu dil sorunu yabancı oyuncuların, vücutlarından hissettikleri şikayetleri aktarmaya çalıştıkları masör ve doktorlarda da söz konusu olmaktadır. Sporcunun şikayetini tam anlamı ile aktarmaması onun sergileyeceği performansını olumsuz yönde etkilemekte ve yaralanma riskini yükseltmektedir.

9.Yönetici faktörü
Sporcular için bir başka risk faktörü de yöneticilerdir. Yöneticilerin sporculara karşı davranış şekilleri, sporcuların kişilikleri, deneyimleri, eğitim-kültür düzeyleri ve yaşları oranında sporcuları farklı biçimlerde etkiler.

Bir yarışma veya antrenman öncesi yöneticinin gösterdiği tepki sergilediği tavır veya söylediği sözler; o yarışma veya antrenman içerisinde sporcunun olumsuz bir tavır sergilemesine, bireysel ve takı performansını olumsuz yönde etkilemesine, kendisinin., arkadaşlarının veya rakiplerinin sağlığını riske sokacak bir hareketi yapmasına neden olabilir.

Ayrıca yöneticinin teknik kadroya, teknik konularda gereksiz müdahalesi ülkemizde yaşanan sorunlardan biridir. Bu müdahalenin sporcular tarafından gözlenmesi de bir olumsuzluktur. Bu beraberinde antrenöre duyulan “saygı”yı ve “güveni” azaltacak bir faktördür.

10.Seyirci faktörü
İnsan organizmasının karmaşıklığı ve becerilerin kazanılmasında nelerin etkin olduğu kesin olarak bilinmediği için, seyircinin sporcuyu nasıl ve hangi yönde etkilediğini saptamak güçtür. Ancak seyircinin, yarışma anında sporcunun yaşadığı sterse etki eden bir etken olduğu, strestin derecesinin de öndeneyimleri ve göstermesi gereken görevin zorluk derecesine göre değiştiği gözlenmiştir. Performans anında veya öncesi seyircinin etkisini sporcu tarafından algılanması, sporcunun kişilik yapısına bağlı olduğu gibi seyirciye karşı tepkisinin de ne olacağını belirler. Bu bilgiler çerçevesinde sporcu için risk yaratan faktörlerden birisinin de seyirci faktörü olduğunu söyleyebiliriz. Seyircinin gerek sporcu veya takımın ev sahibi olduğu konumda ortaya koyduğu teşvik edici veya yerici tavır, gerekse de deplasmanlarda ortaya koyacağı olumsuz aaaahürat sporcuyu etkileyen faktörlerden biridir. Burada hem olumlu aaaahürat, hem de olumsuz aaaahürat sporcunun hem performansını, hem de yaralanma riskini etkileyebilir.

Kimi sporcu bu tür olaylardan hiç etkilenmezken, kimi sporcu kendi ve takım lehine veya aleyhine yapılan aaaahürattan, kaldıramayacağı bir baskının altına girip olumsuz olarak etkilenebilir. Yarışma içinde elleri ve ayakları titreyecek duruma gelebilir. Veya bunun tam tersi olup, yapamayacağı bir hareketi yapmaya kalkabilir.

İşte bu noktada seyircinin yaptığı aaaahürat zaman zaman sporcunun olumsuz yönde etkilenmesine de neden olabilir. Seyirci karşısında yapılan hazırlık maçlarının artırılması ve zaman zaman antrenmanların seyirciye açık olarak yapılması sporcuların seyirci karşısındaki etkilenme düzeyinin riskini azaltabilir.

11.Süreli sözleşme

Sporcuların uzun süreli veya kısa süreli sözleşmeleri onların kişiliklerine gore performanslarını etkiler. Bu bazen çok olumlu, bazen de çok olumsuz etkilere yol açabilir.

12.Kadro değişiklikleri

Oyuncu kadrosundaki değişiklikler takımı etkileyen bir faktördür. Bu gerek gelen oyuncunun kim olduğuna veya giden oyuncunun kim olduğuna, kişiliğine ve takıma uyumuna bağlı olumlu veya olumsuz sonuçlar doğurabilir.

13.Belirsizlik durumu

Takımdaki gerek oyuncu, gerek teknik kadro, gerek yönetimsel statüde, gerekse maç tarihi , maç yeri gibi çeşitli belirsizlik durumları çoğu oyuncuyu olumsuz yönde etkiler.

E.ANTRENMAN İLE İLGİLİ FAKTÖRLER
Antrenman dört koşulda yaralanma riski doğurur. Bu koşullardan ilki yeterli ısınma yapılmaması, ikincisi yanlış antrenman yapılması ve üçüncüsü sporcunun sürantrene hale geldiği koşullarda ona yüklenmesidir. Dördüncü ve başlı başına bir risk taşıyan konu ise bilinçsiz ve sistemsiz bir şekilde yapılan ağırlık antrenmanlarıdır. Şimdi bu koşulları sırası ile açmaya çalışalım:

1.Isınma (Warm-up)
Sporcunun yapacağı antrenman veya yarışma öncesi gerekli olan ısınmayı yapması gerekmektedir. Yetersiz ve sağlıksız ısınma hem büyük bir yaralanma riskini, hem de yetersiz bir performans ortaya konulmasını beraberinde getirir.

Spor sahalarında üç tip ısınma yapan sporcu grubu ile karşılaşırız. Kendi kendine ve sadece kendine özgü hareketlerle ısınma yapan sporcu grubu, ikincisi gruplar halinde ortak bir ısınma programını uygulayan sporcular grubu ve üçüncüsü de bir antrenör nezaretinde ısınma yapan sporcular grubu. Sporcular eğitim durumları, spor yaşları, profesyonellik anlayışları ve performans düzeylerine göre ısınma olgusuna üç değişik gözle bakmaktadır. Kimileri için ısınma periyodu, antrenman veya yarışmanın başlangıcında antrenman sürecinde kaytarılacak bir periyottur. Kimi sporcu için ısınma, antrenmanın veya yarışmanın en önemli ve en gerekli parçasıdır. Kimi sporcu için ise ısınma, antrenman veya yarışma öncesi işinin bir parçası olarak yapması gereken bir aktivitedir. Bu konuda literatüre göz atıldığında, yapılan araştırmaların tümünde ısınmanın sportif performansı olumlu yönde etkilediği görülmüştür.

Yeterli ısınma ile gerek aerobik (oksijenli) enerji oluşumu,gerekse anaerobik (oksijensiz) enerji oluşumu olumlu yönde etkilenir. Nöro-musküler (sinir-kas) fonksiyonu açısından bakıldığında yeterli ısınma ile kas kuvvetinin arttığı belirlenmiştir. Isınan kas daha fazla gerilebilir ve bunun ötesinde daha süratli kasılabilir. Isınma sonucu kasın elastikiyeti artar, daha büyük eklem amplitüdlerine de (hareket açısı) olanak sağlar. Eklemlerin hareketi ısınma ile kolaylaşır. Ayrıca, ısınma ile hedefe yöneliklilik ve hareketlerin koordinasyonu daha iyi hale gelir.

Genel anlamı ile ısınma endürans (dayanaklılık), sürat, kuvvet, sıçrama, esneme yeteneği gibi özellikleri arttırır. Aynı zamanda, ısınmanın sağlık açısından en önemli etkenlerinden biri de ısınma ile kas, ligament ve tendon yaralanmaları gibi sportif yaralanma risklerinin minimalize edilmesidir. Bu nedenle kas bazında ısınmayı değerlendirdiğimizde genel olarak iki temel etki görürüz:
a.Olayın profilaktik (yaralanma önleyici) etkisi,
b.Olayın performansı (işgücünü) artırıcı etkisi.

Özet olarak spor literatürü tarandığında yeterli sürede ve gerekli şekilde yapılmış ısınmanın performans üzerine etkilerinin hep olumlu olduğu görülür (1, 5, 6, 35, 41, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 55, 63,). Isınmaya önem gösteren ve ısınmanın öneminin bilincinde olan sporcu sayısı ülkemizde sınırlıdır.

Birçok sporcu yeterli ısınma yapmadan bir yaralanmayla karşılaştığında, ısınmanın önemini fark eder. İşte bu deneyim arzulanmayan ama “deneme-yanılma” metodu ile sporcuya ve takımına pahalıya mal olan bir deneyim arzulanmayan ama “deneme-yanılma” metodu ili sporcuya v takımına pahalıya mal olan bir deneyimdir.

Ayrıca, doğrudan yapılan o antrenman veya yarışmayı etkilemese de bir fiziksel aktivite sonrası, soğuma (wvarm-down) çalışması, bir sonraki fiziksel aktivite için önem taşımaktadır. Soğuma fiziksel aktivitelerden sonra gözardı etilmemesi gereken bir çalışmadır.

2. Yanlış antrenman
Sporcuya yanlış antrenman yaptırılması onun bir yaralanma riski altına girmesini sağlar. Yoğun olan bölgelerin, aşırı zorlanması laktik asit ile yorgunluğun sınırlarını zorlayan kaslarda çeşitli riskler doğurur.

Ayrıca, yine aşırı yüklenilmiş bir sporcuda laktik asit düzeyi yükselmiş ve sınırlarını aşmış ise sporcunun gerek koordinasoynu, gerek hedefleme yeteneği, gerekse dikkati dağılmış demektir. Bu da yapacağı hareketlerde dengesizliğe yol açıp performansını düşüreceği gibi yaralanma riskini de davete yol açar.

Kuşkusuz burada sözünü ettiğimiz konu bir antrenman içinde yaşanan, yanlış antrenman konusudur. Antrenmanın yanlış periyotlanması, kuşkusuz varılmak istenen hedeflerin sapmasına neden olur. Yanlış periyatlonan antrenman, yakalanmak istenen performansı olumsuz yönde etkileyen bir faktördür.

3.Sürantrenman (Overtraining)
Sporcuların en korkulu rüyası, sürantrene konuma gelmelidir. Bu noktada sürantrenman daha ziyade psişik olarak, antrenman periyodunun genelde sonlarında doğru oluşan kronik (uzun süreli) bir yorgunluğun ifadesidir.

Burada kassal faktörler olduğu gibi sinirsel ve psişik faktörler de etkindir. Sürantrene durumundaki sporcuda görülen belirtiler şunlardır:
1.Sporcu huzursuz hale gelir.
2.Çabuk yorulur
3.Baş ve sırt ağrılarından şikayet eder.
4.Çok terleme olur
5.Nefes darlığı görülür
6.Düzensiz uyku durumu ortaya çıkar
7.Yarışma arzusu azalır
8.İştah azalır
9.Kilo kaybı gündeme gelebilir
10.Sabahları taşikardi görülür, yani nabız sayısı artar .
11.Sürantrene durumu olduğunda, antrenör mutlaka spor hekimi ile işbirliği yapmalıdır. Antrenmanların dozu iyi ayarlanmalı, öncelikle yoğunluk düşürülmeli, uyku düzene sokulmaya çalışılmalı, beslenmeye dikkat edilmeli, antrenmansezonu sporcu için cazip şekle getirilmelidir. Arada sırada program dışı izinler verilmeli veya değişik aktiviteler gündeme getirilmelidir. Burada en iyi ilaç antrenman sayısını azaltmak,belirli antrenmanları iptal etmektir. Bununla beraber değişik ortamlarda yürüyüş ve değişik aktiviteler yapılmalıdır. İşte, sporcunun böyle bir ortama yükseltmektedir.

4.Ağırlık antrenmanları
Ağırlık çalışmaları sırasında bazı noktalara dikkat edilmez ise sporcuların yaralanma risklerinin artması söz konusudur. Bunların ilki ağırlık çalışması öncesi mutlaka iyi bir ısınma ve stretching (irme) çalışması yapılmalıdır. Genel ısınmanın dışında eğer özel bölgelere yönelik bir ağırlık çalışması yapılacak ise o bölgeler de özel olarak ısıtılmalıdır.

Çalışmalar sırasında eğer serbest ağırlık ile çalışılıyorsa, ağırlık mutlaka vücuda yakın tutulmalıdır. Serbest ağırlıkların bağlantı ve sıkıştırma yerleri, her kaldırma öncesi kontrol edilmelidir. Ağırlık çalışmaları sırasında nefes alma verme düzenli olarak yapılmalıdır. Ağırlık çalışmaları sırasında sporcuların birbirlerine kesinlikle şaka yapmaları engellenmelidir. Bir başka önemli nokta da ağırlık çalışmalarında uygulanan programın amaçlanan hedeflere yönelik dizayn edilmesidir. Ağırlık çalışmalarında bu noktalara dikkat edilmemesi hem hedeflenen performansa erişilmesini engeller, hem de beraberinde yaralanma riski getirir.

F.ÇEVRE İLE İLGİLİ FAKTÖRLER
Antrenman veya yarışmanın gerektirdiği bireysel ve çevresel koşullar ile antrenman veya yarışmanın yapıldığı ortamın çevresel koşulların farklılık göstermesi durumunda yaşananlar da sporcunun performansına etki eden faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.

1.Circudian Ritm
İnsan vücudu 24 saatlik bir gün periyodu içinde pek çok fizyolojik ve psikolojik ritmler yaşar. Bu ritmlerin tümüne circudian ritm, adı verilir. Burada insan vücudunun nörö-müsküler (sinir-kas) koordinasyon, fiziksel çalışma kapasitesi (PWS-Physical work capacity), reaksiyon süresi (reaction time), kas dayanıklılığı, kavrama kuvveti, ana eklemlerdeki hareketlilik, vücut ısısı, kalp vurum sayısı, kan plazma volümü, oksijen kullanımı ve protein konsantrasyonu vb değerleri değişik ritmler içerisindedir. İnsan vücudunun bir günün 24 saati boyunca bir süre yüksek verim ve canlılık, başka bir süre de düşük verim ve yavaşlama gösteren üçyüzbinin üzerinde fizyolojik fonksiyonu olduğu bilinmektedir. Örneklenirse acil enerji kaynağı olan karaciğer glikojen deposu sabahın geç saatlerinde en yüksek düzeyindeyken, gecenin yarısına doğru da azalmaya başlar.

Spor sırasında vücudun adaptasyon için kas tonusu ve kuvvetine etki eden endokrin sisteminde özel circudian ritmler de bulunur. Bunlardan bazılarını örneklenmeye çalışarak; kortisol hormonu, her sabah uyandıktan sonra maksimum düzeye çıkar ve akşam minimum düzeye iner. Yorgunlukta yakından ilgili bir hormon olan melatonin, yemek yeme alışkanlıkları ile gece ve gündüz siklusuna bağlı değişiklikler gösterir. Bu yüzden antrenmanın veya yarışmanın yapılacağı saatlerdeki vücudun circudian ritmi performans üzerinde olumlu veya olumsuz etkiye neden olur.

Saat farklarının oluştuğu antrenman ve yarışma ortamlarında sporcular risk altına girerler. Burada alışık olunmayan saatlerde yapılan antrenman ve yarışmalarda performans düşüklüğü ve sakatlanma riski yükselmesi söz konusudur. Bu nedenle antrenmanların yapıldığı saatler, yarışmanın yapılacağı saatlere denk getirilmeye çalışılmalı ve böylece, vücudun o saatteki circudian ritmine uyumu sağlanıp, riskler edilmemesi, sporcunun düşük performans sergilemesine ve artan yaralanma riskine yol açar.

2.Jet lag (Zaman değişimi)
Jet lag genelde uzun süreli uçak yolculukları sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Burada belirli zaman farklılıkları olan bölgeler arasında yapılan uçak yolculuğu sonrası ortaya çıkan fiziksel ve mental (zihinsel) uyumsuzluk söz konusudur. Ani zaman değişimi içsel vücut ritmlerini etkileyerek, karışıklık yaratır.

Özellikle doğu ve batı yönünde uzun uçuşlar yapılmış ise uyuma ve uyanık olma siklusu bozulur. Ve meydana gelen fizyolojik değişiklikler sonucu jet lag oluşur, ve sonuçta yorgunluk, depresif duyguların oluşması, baş ağrısı, konsantre olamama, iştah kaybı, uyku bozuklugu, kuvvet kaybı gibi olumsuz belirtiler ortaya çıkar. Bunlar Jet lagın habercileridir. Vücudun eski durumuna kavuşması ve eski ritmini yakalaması için uçuş süresine bağlı olarak birkaç gün gerekebilir. Jet lag, bireyleri farklı derecelerde ve farklı şekillerde etkiler. Bu etkilemede şu faktörler söz konusudur: a. Yaş, b.Önceki uyku alışkanlığı, c.İçe/dışa dönük kişilik. Burada uyum süresi uçuş yönüne ve süresine bağlıdır. Batı yönüne doğru yapılan bir uçuş sonrası uyum, uçulan iki yer arasındaki saat farkının yaklaşık yarısı kadar bir sürede sağlanabilir. Doğu yönüne doğru yapılan uçuşta ise uyum, uçulan iki yer arasındaki saat farkının 1,5’e bölümü sonucu ortaya çıkan sürede gerçekleşir.

Kuzey veya güney yönüne doğru yapılan uçuşlarda bu uyum. Kolaylıkla bir duş alınarak, yemek yenilerek ve kısa bir uyku ile sağlanır. Bu nedenle ülkemiz koşullarını değerlendirdiğimizde Amerika’dan gelen oyuncularda bu konu göz önüne alınmalıdır. Onların uçuş yönü batıdan doğuya doğru olduğu için en az iki ülke arasındaki saat farkının 1,5’e bölümü sonucu ortaya çıkan süre, o sporcunun uyum için gerekir. Bu konu uluslar arası yarışmalarda ülkemizi temsil eden takımların veya sporcuların yurtdışı deplasmanlarında da geçebilir. Burada uçuş yönleri, süreleri ve saat farklılıkları göz önüne alınıp, ona göre seyahatler ve günlük programlar yapılmalıdır. Burada diyet açısından bazı önlemler alınmalıdır, seyahatten bir gün önce sporculara karbonhidrat yönünden zengin besinler verilmeli, uzun uçuşlar sırasında sporcuların dehidratasyonlarına (su kaybetmelerine) engel olmak için meyvesuları, made suları içmeleri sağlanmalıdır. Sporcuların bu tür seyahatlerde dehidratasyona neden olabilecek ve onu artırabilecek çay, kahve ve alkol gibi içeceklerden kaçınmaları sağlanmalıdır. Jet lag, gözardı edilmemesi gereken performans düşürücü ve yaralanma riskini artırıcı bir faktördür.

3.Yükseklik
Bilindiği gibi deniz seviyesinden yukarılara çıkıldıkça, hava basıncı azalır ve doğal olarak da havanın içindeki oksijen miktarı düşer. İnsan organizmasının bu koşullara adaptasyonu, kalp vurum sayısı ve soluk alma sayısını artırarak olmaktadır. Yaklaşık yirmibir günlük bir sürede bu oksijen azlığına bağlı olarak ortaya çıkan hipoksi, vücuttaki birtakım mekanizmaları uyararak kandaki hemoglobin miktarının artmasını sağlar. Sonuçta kandaki hemoglobinin miktarının artmasına bağlı olarak, kalp vurum sayısı ve soluk alma sayısı eski haline döner. Bu durum belirli bir süre için sporcu normal seviyeye inince, özellikle dayanaklılık gerektiren durumlarda avantaj sağlar.

Ülkemiz özelinde birçok takım sezonu, yükseklik çalışması yaparak açmaktadır. Bir takım tüm sezonu göz önüne alıp, yükseklik çalışması yapmaya çıkmış ise bunun hiçbir yararı yoktur. Çünkü, üç haftalık süre içinde yüksekliğe adapte olan ve hemoglobin miktarını artıran organizma, deniz düzeyine inince; eski durumuna dönüp, deniz seviyesine uyum sağlar. Doğal olarak da hemoglobin miktarı eski düzeyine döner. Bir tek maç yapılacak ise, (o maç deniz düzeyine inildiğinde kimi araştırmacılara göre ilk üç dört gün içinde; kimilerine göre de ilk altı yedi gün içinde yapılmalıdır) o zaman bir avantaj söz konusu olabilir. Bu arada bu tür bir dağ kampının tüm sporcuları bir arada tutma, gün boyu o branşa yönelik teorik çalışma yapma olanağı ve de yaz sıcağından belirli oranda kurtulma olanağı sağladığı göz önüne alınmalıdır. İşte bu nedenlerden ötürü eğer bir sporcunun veya takımın yarışacağı ortam deniz seviyesinden yüksekte ise yukarıda sıralamaya çalıştığımız riskler onu bekler. Sonuç olarak diyebiliriz ki, aerobik gücün etkin olduğu spor dalları için yükseklik eğer gerekli adaptasyon sağlanmadıysa, performanıs düşürücü bir risk taşımaktadır. Anaerobik etkinliğin yoğun olduğu dallarda ise hava miktarı, dolayısıyla sürtünme az olacağı için bir avantaj gündeme gelir . Ayrıca bu noktadaki aşırı yüklenme, adaptasyon sağlanmadığı için yetersiz performans sergilenebileceği gibi onun yaralanma riskinin artmasına neden olabilir.

4.Sıcak (Isı çarpması)
Vücudun aklimatize (iklime uyum) olmadığı aşırı sıcak ortamlar sporcular için önemli bir riski de beraberinde getirir. Bu risk “ısı yaralanmaları”dır. Hem egzersiz sırasındaki vücudun iç ısısının artışı, hem de vücudun alışık olduğundan daha sıcak bir ortamda egzersiz yapma zorunluluğunun olması, gerekli önlemler alınmaz ise vücut ısısının yükselmesine bağlı bazı bozukluklara yol açar.

Vücudun ısı düzenleme mekanizmasının iç (aşırı egzersiz) ve dış (aşırı sıcak) faktörlere bağlı olarak gereksinime yanıt vermeyecek hale gelmesi sırasıyla şu sorunları getirir:

1.Isı krampları: Özellikle egzersize en yoğun olarak katılan m.gastroknemius’da (baldır kası) ağrılı spazmlar şeklinde ortaya çıkar. Bu temelde çalışan kasta su ve Na (sodyum) kaybı sonucu ortaya çıkmış lokal bir elektrolit eksikliğine veya sıvı volüm problemine bağlıdır.

2.Isı yorgunluğu: Sıcak ortamlarda ortaya çıkan aşırı yorgunluk hissi, dinlenme ve sıvı alımı ile giderilir.

3.Isı bitkinliği: Yorgunluk, bitkinlik, vücut ısısı yükselmesi, dehidratasyon (su kaybı), bulantı, kusma, ishal, baş ağrısı, baş dönmesi, iştah kaybı, bol terleme ve kas krampları şeklinde ortaya çıkar. Genelde kan volümündeki azalmaya bağlıdır. Hemen egzersiz kesilip, gölge bir yerde dinlendirilmeli, ağızdan veya damardan su ile elektrolit takviyesi yapılmalıdır.

4.Isı çarpması: İç ısının çok yükselmesi sonucu ortaya çıkan, ısı ile ilgili sorunların en ağırıdır. Davranış bozuklukları, emosyonel tutarsızlıklar, histerik ağlamalar, ilgisizlik , sorulan sorulara yanıt vermeme, zaman ve yer bakımından oryantasyon hissini kaybetme, istem dışı dışkılama, kuru sıcak bir deri, terleme kesilmesi, yüksek rektal ısı, tansiyon düşmesi bazen kan şekeri düşüklüğü, sonunda bilinç kaybı ve dolaşımsal kollaps şeklinde ortaya çıkar.

Rektal ısının 41 derecenin üzerinde birkaç dakikadan fazla kalması karaciğer, böbrek ve beyinde geri dönüşümü mümkün olmayan zedelenmelere yol açabilir. Ölüm riski bile gerekli önlemler alınmaz ise söz konusudur. Eğer tanı gecikirse ve iki saati geçer ise ölüm oranı 7/10’dur. Sporcu derhal soyulmalı ve soğutulmalıdır. En iyi soğutma vücuda su püskürterek veya vantilatörle yapılandır.

Sporcularda büyük sağlık riski yaratabilen ısı ile ilgili yaralanmalar şöyle önlenebilir:
1. Sporcu iyi bir aklimatizasyon yani ısıya uyum periyodundan geçmelidir.
2. Antrenmanlar sırasında sık sık gölgede dinlenme verilmelidir. Efordan evvel, efor sırasında ev sonra uygun miktarlarda su ve tuz verilmelidir.
3. Her gün tartılmalı ve 24 saat içndeki aşırı bir kilo kaybı göz önüne alınmalıdır.
4. Isı ve rutubetin yüksek olduğu dönemlerde fiziksel aktivite sınırlandırılmalıdır.
5. Antrenman saatleri sıcaklığın daha az olduğu saatlerde tercih edilmelidir.
6. Sporcular olabildiğince açık renkli giysiler tercih etmelidir.
7. Sporcuların tercih ettiği giysiler derinin rahat hava almasını sağlayacak şekilde olmalıdır.

Isıya uyum: Sporcuların ısıya uyumu yani ısıya aklimatizasyonu 4-8 gün arasında bir periyodu kapsar.

Bu sorunlar sonuçta beraberinde düşen performans ve yukarıda sıralamaya çalıştığımız sağlık risklerini getirir.

5.Soğuk
Soğuk ve rüzgarlı ortam, yapılan sportif aktivitelerde gerek sportif yaralanmalara yol açıcı, gerekse performansı dtüşürücü bir riski beraberinde getirir. Burada sporcuların soğuk algınlığı gibi sağlık sorunlarının oluşabileceği aşikardır. Ayrıca, bu soğuk ortama, yeterince ısınmama eklenince çeşitli sakatlıklara ortam hazırlanır.

Soğuk, zorlanma tipi kas yaralanmasına yatkınlığı artırıcı bir ortam yaratır. Böyle bir ortamda vücutun ısısının azalması, vücudun oksijen kullanımını da düşürür. Performans azalır.

Bu tür ortamlarda yapılan yarışma ve antrenmanlarda sıcaklığı tutucu kıyafetler tercih edilmelidir. Bu kat kat tutuculuk vücuda pamuklu veya yünlü giysilerle tercih etmelidir. Mümkün olabildiğince ıslak giyeceklerden kaçınılmalıdır.

6.Dehidratasyon
Vücudun su kaybetmesine dehidratasyon adı verilir. Dehidratasyon akut ve kronik olmak üzere ikiye ayrılır. Egzersiz sırasında terle, yapılan egzersizin süresi, şiddeti ve ortam sıcaklığına bağlı olarak az veya çok su kaybedilir. Bu su kaybı karşılanmazsa dehidratasyon oluşur. Buna akut dehidratasyon adı verilir. Bu su kaybı durumu 24 saatten fazla sürerse, kronik dehidratasyon oluşur.

Dihidratasyonun sporculardaki etkileri şunlardır:
1.Kan volümünde azalma,
2.Rektal ısıda artış
3.Nabız sayısında yükselme
4.Erken bitkinlik
5.Efor süresinde kısalma
6.İş gücünde düşüş, (Örneğin vücut ağırlığının yüzde 2’si kadar su kaybı, iş gücünü yüzde 20 düşürür. 18 derecelik sıcaklık ortamında yüzde 4-5 su kaybı ise iş gücünü yüzde 40 düşürmektedir.)
7.Sportif performans düşer.
8.Yüzde 10 oranındaki su kaybı dolaşımsal kollapsa yol açar

7.Hava kirliliği
Gün geçtikçe artan sanayileşme, kente göçün getirdiği kalitesiz yıkıt kullanımı, arıtma tesislerinden yoksun çarpık sanayileşme, her gün trafiğe binlerce aracın katılımı insanların yaşadıkları ortamda hava kirliliğini yaratan bazı faktörlerdir.

Kirli hava genel olarak sğlıklı kişileri etkilediği gibi spyorcularda da sinir kas, kardiyovasküler (kalp-damar), solunum, renal sistemlerin işlevlerini bozar. Solunum yolları epitelinin zedelenmesi, mukoza çıkarımının artması, trakeadaki silier hareket (tüycüklerin hareketi) bozulur. Hava yolununu kollapsa girmesine yol açar.

G.ALIŞKANLIKLAR İLE İLGİLİ FAKTÖRLER
Sporcu, spor yaşamı boyunca belirli alışkanlıklar kazanır. Bu alışkanlıkların büyük bölümü ona olumlu katkılarda bulunurken, bazı alışkanlıklar sporcuyu olumsuz olarak etkilemektedir.

Bu bölümde, sporcuyu sağlık riski altına sokan ve performansını olumsuz etkileyen faktörleri sıralamaya çalışacağız.

1.Alkol
Alkol alındığı miktara bağlı olarak gerek uyarıcı, gerekse uyuşturucu etki yapan bir maddedir. Bilindiği gibi alkol karaciğerde çözülüp yağa dönüşür ve enerji oluşumunda da bir etkinliği yoktur. Alınma dozuna göre merkezi sinir sistemi üzerinde uyuşturucu etkisi vardır. Sporcunun konsantrasyonunu bozar.
1982 yılında Amerikan Spor Hekimliği Koleji alkol üzerine şunları söylemekteydi:
a.Alkolün kısa süreli etkisi reaksiyon zamanı, el-göz koordinasyonu, denge ve kompleks koordinasyon gibi özellikleri geciktirici ve bozucudur.
b.Enerji aaaabolizması, maksimal oksijen kullanımı, kalp atım hızı, kalp atım hacmi, kas kan akımı ve solunumsal dinamikleri olumsuz yönde etkiler.
c.Kuvvet, güç, dayanıklılık ve sürati azaltabilir.
d.Uzun süreli kullanımında karaciğer, kalp, beyin, kas hastalıkları ve ölüme yol açabilir.
İşte, bu nedenlerden ötürü alkol, sporcunun performansını olomsuz yönde etkileyen ve yetersiz performansa bağlı yaralanma riskini artıran bir faktör olarak değerlendirilmelidir.

2.Sigara
Sigaranın insan sağlığına verdiği zararlar ortadadır. Bunun dışında sportif performansı da olumsuz yöndt etkiler. Özellikle aerobik gücün etkin olduğu sportif aktivitelerde, sigaranın zararı ve performansa olumsuz etkisi daha belirgindir. Sigara içindeki nikotin, akciğer alveollerinin (hava keselerinin) tam olarak şişmesini sağlayan surfaktan isimli maddenin salgılanmasını azaltır. Bu da alveollerin tam olarak şişmesini ve de oksijen ile çevresindeki kapiller (kılcaldamarlar) içindeki kanın birleşme oranını, yani oksijen taşıma kapasitesini düşürür. Ayrıca, sigara dumanında yüzde 4 oranında bulunan kabonmonoksit de, hemoglobin ile oksijenden daha kolay birleşebildiği için kanın oksijen taşıma kapasitesini azaltır. Sigaranın damar sertliği ve böbrekler üzerine yıkıcı etkileri de saptanmış gerçeklerdir. Bir başka kaynakta da sigaranın maksimal oksijen kullanımını yüzde 4-5 düşürdüğü söylenmekte ve yarışma öncesi son sigara içiminin en az 12 saat önce olması gerektiği belirtilmektedir.

Sigaranın insan sağlığına verdiği zakarlaradan doğal olarak sporcu da etkilenmektedir. Ayrıca bu etkilenmelerin yanı sıra onun performansını da sigara olumsuz yönde etkiler. Kuşkusuz antrenörler bu konuda sporcularına gerekli uyarıyı yapmaktadır. Ancak özellikle kendilerinin de sporcu karşısında sigara içmekten kaçınarak örnek olmaları gerekir.

3.Beslenme
Sporcunun beslenme alışkanlığı onun peformansını etkileyen bir faktördür. Bilindiği gibi sporcu, beslenme işini kampların dışında tek başına yapar. Bu nedenle beslenme konusunda oluşturacağı alışkanlıkların, sağlıklı temellere dayanması gerekir. Genel beslenme alışkanlığının dışında, yarışmaveya antrenman öncesi yenilen son öğünün içeriği ve de yarışma sırasında alınan içecekler de sporcunun performansını etkiler.

Bu noktada sporcunun beslenme alışkanlığı, yanlış bilgi, yanlış alışkanlıklar, kuvvet antrenmanlarını yapıldığı dönemdeki diyetin içeriği, son öğünün yarışma veya antrenmandan önce alınma süresi, yarışma veya antrenmandan helen önce yenilen ve içilen maddelerin içerikleri hep sporcunun performansını etkiler. Bu konuda mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.

4.Kilo kaybı
Sikletlerin önemli olduğu güreş, boks, judo gibi spor dallarında yaşanan risklerden biri de süratli “kilo kaybı”dır. Sporcular genelde uzun süre gerektiren bilimsel yöntemleri bir kenara bırakıp, büyükten, ağabeyden görme kilo kaybı yöntemlerini alışkanlık haline getirirler. Bilindiği gibi fazla kilonun iki kaynağı vardır. Bunlar vücut yağını kaybetmek uzun süre gerektirirken, vücut sıvısını kaybetmek dehidratasyon ile daha kolaydır. Çoğu sporcu besin, sıvı sınırlaması, termal veya ezgersiz yoluyal terleyerek kilo kaybetmeyi alışkanlık haline getirir. İşte tercih sonucu yaşanan özellikle akut dehidratasyon (Süratlı kilo kaybı) beraberinde şu sorunları getirir:
1.Kas kuvvetinde azalma,
2.İş performansında azalma,
3.Plazma ve kan volümünde azalma,
4.Submaksimal efor sırasında kalp işlevinde azalma, nabızda yükselme, düşük atım volümü ve düşük kalp dakika volümü,
5.Özellikle besin sınırlanmasında, oksijen kullanımında azalma,
6.Isı düzenleme mekanizmalarında azalma
7.Böbrek kan akımında ve filtrasyonunda azalma
8.Karaciğer glikojen deposunda azalma
9.Vücutta elektrolit kaybında artma
İşte bu nedenler sporcunun sergileyeceği performansı düşürür ve yaralanma riskini arttırır.

5.Ergojenik yardım
Ergojenik yardım performansı artırmak amacıyla yardımına başvurulan bazı besin maddeleri ve yöntemlerdir. Gerçek ergojenik yardımcılar kuvveti, dayanıklılığı, hızı ve beceriyi sürekli olarak artıran yöntemlerdir. Bunlar sentetik madde olmadıkları için doping sayılmazlar. Spor dünyasındaki sporcular bazı alışkanlıklarla, bazı maddeler kullanır. Bu maddeler genelde bira mayası, polen, protein tozları vb maddelerdir.

Bu maddeleri sporcular kulaktan dolma alışkanlıklarla kullanırlar. Bu maddelerin bir uzman denetiminin dışında kullanılması, bazı sağlık sorunlarına yol açacağı gibi performansı da olumsuz yönde etkileyebilir.

6.Doping
Doping başlı başına sporcuların karşısındaki en büyük tehlikedir. Spor sahalarında yaratacağı etik kurallarındaki eşit koşullarda yarışma ortamını bozmasınnın dışınnda, insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri tartışmasızdır.

Dopingin insan vücudu üzerine olumsuz etkileri, bir dönemler Alman bilim adamlarının ortaya attığı otomatik savunma mekanizması teorisi ile değerlendirilmiştir. Burada kullanılan doping maddeleri ile insanın istemli olarak devreye sokmadığı rezervler devreye girmektedir. Otomatik savunma mekanizması teorisine göre doping alımı sonucunda organizmanın bilincinin ve isteminin dışında bir zorlanması oluşmuktadır. Bu zorlanma, alınan maddenin ölçüsüne ve vücudun dayanma gücüne göre sonu ölümle sonuçlanan dramatik tablolar yaratabilir.

Araştırmalarda dopingi maddelerinin grubuna göre insan vücuduna verdiği çeşitli zararlara kısaca değinirsek; örneğin amfetamin grubu maddelerin alınması ile, organizmanın yorgunluk duygusunun ortadan kalkması sonucu belirgin bir ekonomi kaybı olur. Dinlenme kapasitesi belirgin oranda düşer. Taşikardi (çarpıntı), hipertansiyon (yüksek tansiyon), aşırı terleme, kas tonusunda (geriminde) artış, sinirlilik, sindirim bozukluğu ve cinsel fonksiyonlarda bozulmayı ortaya çıkarır. Kas yapıcı diye de tanımlanan anabolizan grubu maddelerin alınması sonucunda da iskelet, karaciğer, böbrek ve cinsel organlarda ileri derecede tahribata yol açılmaktadır. (Bkz. Sporbilim/doping )

7.Cinsel yaşantı
Genel olarak muhafazakar toplum yapımız içinde sporcuların eğitilmediği ve her zaman bir soru işareti şeklinde kafalarında kalan konulardan birisi de cinsellik konusudur. Sporcuların bu konudaki bilgi birikimleri spor dallarına göre büyük farklılıklar gösterir. Pratikte birçok sporcu bu konuda deneyimli sporcu ağabeylerinin/ablalarının öğütleri çerçevesinde bilgilenir.

Bu konuda yapılan araştırmalar bir cinsel ilişki sırasında harcanan enerji değerinin, birkaç basamak merdiveni hızlı çıkmaya eşdeğerde olduğu yolundadır. Cinsel birleşme sırasında kalp vurum sayısı yaklaşık 100-120 arasında olmaktadır. Cinsel ilişkiden sonra yeterli toparlanma süresi verilirse, fizyolojik açıdan bir zararı olmayacağı ortadadır. Ayrıca araştırmalar yarışmadan 24 saat önce ve 24 saat sonra cinsel ilişkinin herhangi bir fizyolojik soruna yol açmadığını gösterir. Pratikte spor dallarına ve o dalın sosyal yaşamdaki değerlerine göre sporcular belirli cinsel yaşantılarını belirli alışkanlıklarla sürdürü.

Burada birkaç risk söz konusudur. Gerekli önlemlerin alınmadığı ilişkilerde ortaya çıkabilecek bulaşıcı rahatsızlıklar sporcular için bir sağlık riski taşır. Diğer bir risk, bazı sporcuların cinsel yaşantıya tub gibi bakmaları sonuc uoluşan yarışma öncesi dönemde uzunca bir süre ilişkiye girememenin getirdiği gerilimlerdir. Bazı sporcularda özellikle de bekar sporcularda cinsel yaşantı sorumsuzca ve doyumsuzca sürdürülen bir hale gelir.

İşte bu iki uç nokta; sporcuların gerek çeşitli gerilimleri yaşaması, gerekse aşırı yorgunluğun oluşmasına neden olup onların performansların olumsuz yönde etkiler.

8.Dini alışkanlıklar
Bazı sporcular dini inançları gereği bazı alışkanlıklar geliştirir. Örneğin, Ramazan ayında oruç tutan profesyonel sporcular vardır. Oruç gereği gün boyu aç kalma doğal olarak sporcunun performansını etkiler. Sporcunun antrenman ve yarışmada daha düşük bir performans sergilemesine neden olur. Ayrıca, açlığa bağlı olarak düşen vücut direnci bazı yaralanmalraa karşıda vücudu dirençsiz bırakır.

Bazı yabancı sporcularda da, bazı kutsal günlerde yeterli performans ortaya koyamama gibi bir risk söz konusudur. Birçok Amerikalı sporcu Pazar günü yarışma ve antrenman yapmaktan hoşlanmaz. Benzer durum Cumartesi günleri için de bazı Yahudi sporcularda söz konusudur.

9.Uyku düzeni
Bazı sporcuların uyku düzenleri(erken yatma, geç yatma, uyuyamama) ile ilgili alışkanlıklarındaki değişiklikler doğal olarak onların performansını etkiler.

10.Rutindeki değişikler
Sporcunun alışkın olduğu rutin düzendeki değişikler, onu yapısına gore olumsuz etkileyebilir.

alıntıdır...