Doğu Makedonya ve Trakyada “KAVALA” idi.
Yunanca adı aynen Καβάλα . Osmanlı Devleti döneminde Balkanlar 'ın en önemli merkezlerinden biriydi. Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın doğum yeri.
Egnatia otoyolundan Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe yi takip ederek iki saatlik yolculuk (174 KM) sonunda Kavalaya ulaşabiliyorsunuz.
Kavalaya indiğinizde Kavala Kalesi sizi karşılıyor. Kale, esasen bir Bizans kalesiymiş. Ama Kanuni Sultan Süleyman tarafından güçlendirilip son halini almış. Kavalalı Mehmet Ali Paşanın doğduğu ev müze olarak korunuyor. Evin bulunduğu büyük alanda Kavalalının at üstünde heykeli korkunç heybetli. Yeterli ışık alamadığımız için heykeli gece görüntüleyemedik. Bazı kaynaklarda at üstündeki kişinin Osmanlığa isyan eden Mısır Kralı “ Mehmed Ali” olduğunu söylüyor. Küçücük bir liman ve karşısında lokantalar kafeler dizilmiş. Otel Nefeli (Musti daha önceki seyahatinde burada kalmış) üç kişi 50 Euro ödeyerek bir oda kiraladık. Duşumuzu alıp kalamari, caciki, salati ve uzo içmek için limana indik.
İzmir Kordon’a benzeyen bir körfez şehri –ki İzmir’imin yanından geçemez-

Yine Mustinin daha önce yemek yediği bir balık lokantasına gitmeye karar verdik. Otelden çıkarken Mustiye sorduğum tek şey lokantanın sandalyeleri yumuşak mı oldu.Bu soruyu benim gibi motor arkasında seyahat etmiş biri daha iyi anlayacaktır zira tek istediğim yumuşak bir yerde hatta yatarak yemeğimi yemekti.
Mavi deniz desenli kağıt masa örtüleri ve mavi ahşap sandalyeleri ile şirin bir balık lokantası. Menüye baktığınızda hiç yabancılık çekmiyorsunuz aynı dili konuştuğumuz kesin. (Türkçe kelimelerin sonuna bir i koyuyorsun al sana Rumca cacıki,kalamari,raki)
Peynirli bir salata, bir kalamari, bir balık tabağı ve uzo sipariş verdik. Gelen 20cc lik uzoyu görünce bu bizim dişimizin kovuğuna girmez diyerek ve Yasu-Yasas nidalarıyla kadehlerimizi tokuşturup günün ve kentin sohbetini yapmaya başladık.
Hararetli konuşurken masamıza bir çocuk üzerindeki yazılarını anlamadığımız bir kağıt bıraktı ve diğer masalara yöneldi.
Uleeen buradada mı dilencilik. Türk olduğumuzu anladılar diye düşündük ve bıraktığı kağıdı ekmek sepetinin altına sakladık. Çocuk gittikten sonra masaları ben gezmeye ve Galleyi sağlamlaştırmaya karar vermiştim.

Türkiyeden farkı olmayan bir düzen satıcıların masalara bıraktıkları yapıp sönen ışıklı saat, iki sevgili kolkola erkek keman çalıyor kız paraları topluyor. Tek fark benim şoparlarım klarneti kulağına üfler.

Yemekten sonra meydandaki kilisenin karşı sokağına girip parke taşlı daracık sokaklarda yürümeye başladık. Cumbalı ahşap bol çiçekli çok güzel Türk evleri.
Loş aydınlatmasıyla sokak insanı büyülüyor gözleri rahatsız eden hiçbir şey yok.
Şahane bir kapı Tanerden fotografımı çekmesini istiyorum orası Kavalalı Mehmet Ali Paşa zamanından imaretmiş. Camlarına yapışıp içeriği sadece nefesimle buharlanan camın ardından izlediğim vaktiyle medrese öğrencilerine yurtluk etmiş şimdi zenginlerin kaldığı oldukça lüks bir otel “İMARET”