Öğretmenler Günü İçin Şiir - Öğretmenlerle İlgili Şiirler

ÖĞRETMENİM SEN ÇOK YAŞA
Minicikken buldum seni
Öğretmenim sen çok yaşa.
Annem babam bildim seni,
Öğretmenim sen çok yaşa.

Işık oldum gözlerinde,
Sevgi oldum sözlerinde,
Ne mutluyum dizlerinde,
Öğretmenim sen çok yaşa.

Has bahçende gülün oldum,
Çiçek açan dalın oldum,
Kalem tutan elin oldum,
Öğretmenim sen çok yaşa.

Kanatlanıp uçtum sana,
Her sırrımı açtım sana,
Adın yayılsın cihana,
Öğretmenim sen çok yaşa.

Dudağından bal akıyor,
Dilinde bülbül şakıyor,
Gözüm hep sana bakıyor,
Öğretmenim sen çok yaşa.

İlim, irfan verdin bize,
Sevgi, dostluk serdin bize,
‘Çok yaşayın’ derdin bize,
Öğretmenim sen çok yaşa.
Yusuf DURSUN
MEB Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim dergisi, Ekim 2009, sayı:116, sh.4-5.
ÖĞRETMENİM
Anadolu’nun toprak kokan yollarından geçtin,
Irmak oldun aktın denizlere doğru.
Çevir yönünü öğretmenim,
Bir de bana doğru.

Ben dağ çiçekleri kadar masum,
Kır çiçekleri kadar narinim.
Yaylalarda burcu burcu kokar tenim.
Çevir yönünü bana doğru,
Beni de yaksın ilim ateşin.

Sensin fırtınalar arkasından doğan güneşim.
Isıt içimi,ısıt öğretmenim.
Yanlışlara sapmasın düşüncelerim.
Bil ki boşa gitmeyecek emeklerin.
Alnımda belirecek damla damla,
Alın terin.

Seni bekleyen daha nice öğrenciler var.
Onlar da aydınlansın ışığınla.
Çevir yönünü öğretmenim,
Yurdumun dört bucağına.

Biz hepimiz,
Yarınların güvencesi…
Eğit,öğret,yücelt bizi.
Çevir yönünü bize doğru;
Cehaletin karanlığı,
Sızlatmasın içimizi.
Ülkü DUYSAK


ÖĞRETMENİM

Al, işte boyalarım
Bir resim yap bana,
Kâğıdı kocaman olsun..
Bir manzara çiz Anadolu''dan
Şöyle güzel bir manzara
Seyrine doyum olmasın..
Dünyamı karartan
Kara bulutları çizme sakın!

Önce, güneşi yap
En üst köşeye;
Aydınlatıcı olsun,
Sıcaklık versin gönüllere..
Ön plânda
Bir çoban görünsün;
Yaslamış sırtını
Ulu bir çınar ağacına.
Kavalını da ver eline
Yanık yanık çalsın,
Bizim türkülerden..

Çıngıraklı
Kınalı koyunları,
Kuzuları da yap tabi.
Gönüllerde sevgiyi yeşerten
Çimenleri de boya.
Sümbülleri, nergisleri de çiz
Körpe çocuklar misali..
Bir dere aksın yan taraftan
Beyaz köpüklü,
Suları serinletici olsun,
Yeşertsin tohumları..



Sonra;
Uzaklarda görünen
Bir köy olsun,
Bizim köyümüz.
Evleri görünsün; kerpiçten.
Okulunu da çiz;
Bacası ak tüten...
Ve,
Bir yol çiz
Arkadaki dağların ta yücesine
Aydınlık olsun..

Eline sağlık öğretmenim,
Ne kadar da güzel oldu!..
Olmasaydı bu çizgiler,
Boş kâğıt neye yarardı?

Ya ben;
Ya bendeki çizgilerin öğretmenim;
Bilginin,
Gerçeğin,
Sevginin
Solmayacak çizgileri.
Ya onlar olmasaydı,
Ben; manzarasız
Boş resim kâğıdı gibi
Bir hiç olurdum..

Devam et öğretmenim:
Tükenmesin hiç kalemin,
Tükenmesin nefesin.
Gönlümün ta derinliklerinde
Yücelerden yücesin..
Bir kâğıda,
Bir kendime bakıyorum.
Başkalarını bilmem ama,
Dünyanın en büyük sanatkârı
İnan sensin...

Hüseyin KULAKSIZ

ÖĞRETMENİME
Sözlerin ışık bize,
Örneksin hepimize.
Saygı, teşekkür size...
Sevgili öğretmenim.
Sen bahçıvan, biz gülüz.
Çiçek açar büyürüz,
Aydınlığa yürürüz,
Sevgili öğretmenim.
İyiliğe el sensin,
Güzelliğe dil sensin,
Doğruyu öğretensin,
Sevgili öğretmenim.
Yolun sevgiden yana,
İçeriz kana kana,
Saygımız sonsuz sana,
Sevgili öğretmenim.
Rıfkı KAYMAZ
(Sevgi Tomurcukları, MEB Yayınları, Ankara 2006, sh.18)
OĞUZ’UN ÖĞRETMENİNE MEKTUBU
Canım Öğretmenim,
İlk defa size mektup yazdığım için çok heyecanlıyım. Yanlış yaparım diye de korkuyorum. Hatalarım olursa kusuruma bakmayın, beğenmediğiniz yönleri söylerseniz daha sonraki mektuplarımda düzeltmek için gayret ederim. Ellerinden öpüyor, büyüklerimin dediği gibi hürmetlerimi sunuyorum.
Sizin öğrenciniz olduğum için çok mutluyum. Arkadaşlarımızla sizi çok seviyoruz biliyor musunuz?
Geçen hafta bizi Anıtkabir’e götürmüştünüz ya, arkadaşlarla ne kadar mutlu olmuştuk bir bilseniz. Sınıfta onlarca defa Atatürk’ü anlattığınız halde gezideki kadar iyi anlayamamıştık. İstiklal Savaşı Müzesi, bu ülkeyi bize armağan edenlere karşı minnettarlığımı bin kat daha artırdı. Şimdi Atatürk’ü daha iyi tanıyor ve daha çok seviyorum. Keşke bizi sık sık okul dışında bir yerlere götürseniz. Müzeleri ziyarete gitsek, kütüphaneye gidip oradan sevdiğimiz kitapları alıp okusak, ders konularımızla ilgili kurumlara, atölyelere, fabrikalara gidebilsek ne iyi olur.
Bizlerin nasıl iyi öğrenci olacağımız konusunda çok güzel öğütler veriyorsunuz. Bazılarını yapmaya çalışıyorum, bir kısmını yapmakta zorlanıyorum. Onları yapamamakda sizin sözünüzü tutmamak gibi kötü bir niyetim yok aslında. Nerede nasıl davranacağımı bilmemekten ya da gücümün yetmediğinden, belki de çocuk olmamdan kaynaklanıyor olabilir. Benzer konularda çevremdeki sevdiğim insanlar gibi davranmaktan da kaynaklanıyor olabilir. Örneğin; çok kitap okumamızı, bundan hayat boyu yaralanacağımızı söylüyorsun. Annem-Babam da sıklıkla aynı şeyi söylüyorlar, ancak kendilerinin kitap okuduğunu hiç görmedim. Bizim apartmanda çok sevdiğim komşumuz Hasan Amca var, o da sizin gibi kitap okumanın çok önemli olduğunu söylüyor. Hasan Amcayı ne zaman görsem kitap veya dergi gibi şeyler okuyor. Geçenlerde bir arkadaşım sizin de kitap okumayı sevmediğinizi söyledi, inanmak istememiştim. Daha sonra takip ettim sizinde elinizde ders kitaplarından başka kitap göremedim. Arkadaşım doğru söylüyor olamaz, değil mi öğretmenim? Siz okuduğunuz kitapları evde bıraktığınız için görememiş olabiliriz diye söyledim. Keşke, zaman zaman okuduğunuz kitapları bize gösterseniz, içinde ne yazıldığı konusunda bize bilgi verseniz, okuduğunuz hikâyelerde, romanlarda geçen olayları bizlere anlatsanız ine iyi olurdu.
Sınıf arkadaşlarımızla birbirimizi sevmemizi, iyi arkadaş olmamızı, insanları, hatta bütün canlıları; bitkileri, ağaçları, hayvanları sevmemizi söylüyorsun. Hasan Amca da hep öyle söyler. Arkadaşlarımız konusunda söylediklerini yapmak istiyorum ama bazı arkadaşlar senin söylediğin gibi olmuyor, mızıkçılık veya oyunbozanlık yapıyor, bende o zaman onlarla birlikte olmaktan hoşlanmıyorum. Çevremdeki sizin gibi büyükleri takip ediyorum, onların da bazı insanları sevmediğini, onlar hakkında kötü sözler söylediğini ve onlara karşı kötü davrandığını görüyorum. Öğretmenim, kızdığınız zaman bizleri çok azarlıyor, bazen kötü sözler söylüyorsun, bizleri sevmiyor musun yoksa? Arkadaşlarla bu konuda konuşuyoruz, sevmediğini söyleyenlerde oluyor. Özellikle arkadaşlarımız Ahmet, Leyla ve Suzan’ı hiç sevmiyormuşsunuz. Onları hep azarlıyorsunuz. Sınıfta bir faaliyet yapılacağı zaman onlara görev vermiyorsunuz. Böyle davrandığınız için arkadaşlarımız adına üzülüyoruz. “Sizler benim sevgili çocuklarımsınız” diyorsun, çok mutlu oluyoruz, ancak Hatice ve Mehmet gibi yanına oturamıyoruz, onlara yaptığın gibi saçlarımızı okşamıyorsunuz. Onların anne-babalarıyla da çok samimisiniz, onları hepimizden çok seviyorsunuz galiba. Bazı velilerle konuşmak bile istemiyorsunuz. Anneme yaptığınız gibi hep vaktiniz olmadığını söylüyorsunuz. Bu konuda arkadaşlarla sohbet ediyoruz, kimi seviyor ya da sevmiyorsunuz, kimin ailesiyle samimisiniz hepsini biliyoruz.
Öğretmenim, bizlerin çok çalışkan öğrenci olmamızı istediğinizi biliyorum. Onun içinde her akşam çok ödev veriyorsunuz. Ödevleri yapmak çok zamanımı alıyor, üstelik onları yapmakta zorlanıyorum. Bazen ne yaptığımı anlamadığım halde bitirmek için çaba gösteriyorum. Yaptığımız ödevleri çoğu zaman kontrol bile etmiyorsunuz. Dolayısıyla yanlışlarımı, varsa eksiklerimi görme imkânım olmuyor. Kontrol etmediğinize göre keşke az ödev verseniz. Oyun oynamak, dinlenmek için hiç vakit kalmıyor. Doğum günümde aldırdığım bilgisayarla bile oynayamıyorum. Televizyon seyretmem zaten yasak. Bu dünyada biz çocukların ders çalışmaktan başka hiçbir şey yapmaya hakkımız yok mu öğretmenim?
Bazen proje ödevleri veriyorsunuz. Onları öyle bir zevkle yapıyorum ki, kendimi ders yapmış gibi hissetmiyorum. Hatta babam annem bile zaman zaman bana katılıyorlar. Birlikte oyun oynuyoruz sanki. Ailemle birlikte bir şeyler yapmış olduğum için çok mutlu oluyorum. Biliyor musunuz, bu sayede babamla birlikte olma fırsatı buluyorum.
Saygıyla ellerinden öpüyorum. Hoşça kal canım öğretmenim. Öğrenciniz Oğuz.
Nazmi ŞİMŞEK
"Öğretmenler Günü İçin"
“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” diyor Hz. Ali. Öğrenmenin ve öğretmenin önemini veciz bir cümleyle özetliyor.
İnsan aciz bir varlık olarak dünyaya gelir, her şeye ihtiyaç duyar. Karnını doyurmak için anne sütüne muhtaçtır. Anne kucağında büyür. Yürümeyi öğrenir. Yarım yamalak konuşmaya başlar. Aylar geçer, konuşmayı söker, derdini anlatır.
İlköğrenim çağı onun eğitimi açısından büyük önem taşır. Anne karnında başlayan eğitim, ev ortamında devam eder. Eğitim ve öğretim onun hayatında her dönem özel bir anlam ifade eder.
İnsan, hayatını eğitim ve öğretimle anlamlı kılar. O, eğitim ve öğretimle kendini diğer canlılardan ayırır, düşünür, konuşur, okur, yorumlar, üretir...
İnsan ilk eğitimini anne ve babasından alır. Anne ve baba onun için bir öğretmen, bir eğitici, bir örnektir.
İlköğretimde öğretmen artık çocuğun dünyasına çok önemli ve etkin bir insan olarak girer. Bundan böyle eğitimin her kademesinde öğretmen bir yol gösterici, bir rehber, bir örnek olur artık.
Öğretmenlerimiz, bu anlamda bizler için çok şey ifade eder. Bizi hayata hazırlayan, geleceğimizi şekillendiren bu insan bu nedenle “eli öpülesi insan”dır.
Öğretmenlik fedakârlık isteyen bir meslek. Hakkıyla yapılması zor bir görev. Sorumluluğu büyük. Aynı zamanda kutsal yönü olan bir alan.
İnsan yetiştirmek, ruhları, zihinleri şekillendirmek, onları geleceğe hazırlamak elbette önemli.
Sevgili Peygamberimiz: “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz”, “Rütbelerin en üstünü ilim rütbesidir” gibi kutlu sözleriyle ilmin önemini vurgular. Eğiticiler, öğreticiler, insanlığa yol gösterenler, bilgileri, tecrübeleriyle yolumuzu aydınlatanlar, bu yolun çilekeş, fedakâr, kutlu görevlileridir.
Onlar bize iyilik, güzellik, doğruluk adına çok şey öğrettiler. Usanmadılar, bıkmadılar, yorulmadılar.
Onları yalnızca öğretmenler gününde anmak yetmez. Onları her zaman teşekkürle, saygıyla, sevgiyle ve duayla hatırlamak durumundayız. Öğrendiklerimizle, birikimlerimizle, alışkanlıklarımızla hep onların az ya da çok izleri var.
Öğretmenliği yalnız bir “meslek” olarak görmek yanlış. Yalnızca geçim kaygısıyla öğretmenlik yapan, hasbelkader öğretmen olmuş ve mesleğini kerhen, istemeden yapan bir öğretmen topluma neler verir?
Bugün öğrenmeyi, öğretmeyi bir ibadet bilinciyle üstlenen öğretmenlere ihtiyacımız çok.
Onlar bahçıvan, çocuklarımız fidan. Çocuklarımız, onların bilgi, tecrübe, inanç sularıyla beslenecekler. Bencillikten, kinden, düşmanlıktan, nemelazımcılıktan uzak örnek çınarlara dönüşecekler. Yararlı, hayırlı insanlar olacaklar.
Yurdumuz, gül medeniyetinin çocukları, “gül çocuklar”ımızı eğiten, gül yetiştiren öğretmenlerle gülistana dönüşecek.
Öğretmenlerimize saygı ve sevgilerimizi sunuyoruz.